Recent Updates Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • gencyazarlarklubu 05:42 on 26 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Yokmuşu Olmayan Bir Varmış 

    Kundakla beni sıkıca
    Birde masal anlat hatta
    “Bir varmışları” çok olan
    “Bir yokmuşları” olmayan
    Haydi uyut…
    Götür beni çocukluğuma
    Gelmeyeceksen…
    Sakın uyandırma!..
    Olmadığın sabahlara

    x240-1Gf.jpg

    Orhan Yaman

     
  • gencyazarlarklubu 05:38 on 26 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Unutma 

    beni unutma
    benim sana söylenmiş
    şarkılarım var
    duygularım var kaçamak
    seni anarak baktığım
    kayıp yıldızlar
    onlara tutundum,gidiyorum bak
    beni unutma

    dökülüyorum,bilmiyorsun
    yaprak yaprak
    senin hayaline sığınarak
    unutmadan sözlerini
    gidiyorum bak
    seni sevdiğimle hatırla beni
    kimi yakınlaşıp,kimi kaçarak
    düştüğüm çelişkileri
    aslında kalmayı isterdim ama
    gidiyorum karmaşama tutunarak
    beni unutma

    beni unutma,ve sakın bunalma
    hayatın dağnıklığına bakarak
    sonuçta bitecek,silineceğiz
    bir küçük hikaye uydurmak istedik biz
    sevmek istedik
    güzel bir fikre bağlanmak
    beni unutma…
    seni sevdiğimden gidiyorum,bak
    birşey söyleme..aklımı dağıtma

    sözlerim düğümlü,özlemim kaçak
    ardıma bakmadan demeyeceğim
    ardıma bakarak gidiyorum,bak
    beni unutma…
    hiçbir şeyi de unutmuş değilim
    aklımda varlığını taşıyarak
    bana hiç de ağır gelmezdin ama
    madem gitmek lazım,gidiyorum bak

    akılsızca olsa da inanmış olmak
    söylediklerine ve söylediklerime
    yalancı kaydıraklardan kayarak
    düşüyorum
    ama canım öyle çok acımayacak
    biraz da oynuyorduk biliyorum
    oyun yeter,artık gidiyorum bak
    beni unutma…
    artık ebe değilim,oyundan çıkıyorum
    aklım sende kalarak

    beni unutma
    kaydım gökyüzünden,siliniyorum
    son bir kez pencerene göz kırparak
    uykunda bir kez dön,gidiyorum bak
    rüyalarında pek rahattım ama
    daha uzatırsak rahat uyunmayacak
    uzatmıyorum hiç,kaçıyorum bak
    gelme bir daha sen de uykularıma
    böyle olmayacak
    ben artık yokum ya;beni unutma…

    beni unutma…
    ben senin gülüşünüm,her karşılaştığında
    korkmayalım diye hallerimizden
    ne desen,ne desem hafife alarak
    hani idare etmeye çalışan
    şaka çıkarmaya çalışan ciddiyetlerimizden
    bu son gülüşümdür,
    beni unutma…
    haberin yok,çıktım hikayemizden
    ayaklarımın ucuna basarak

    vurduğunda uykuna bir rüzgar serin,ıslak
    seni anmışımdır,beni unutma…

    beni-unutma-1384439905.jpg

    Kadir Kilit

     
  • gencyazarlarklubu 05:35 on 26 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Hoşçakal 

    tumblr_lynf16cWYn1ro8mo3o1_500_large.jpg

    Ayrılık vaktidir artık..

    Mevsimlerden sonbahar

    ağaçlarda hüzün,gökyüzü bulutlu

    Terketmiştir göçmen kuşlar,

    Önümde gözyaşı dolu bir kış var…

    Hoşçakal gökyüzüm,

    Hoşçakal maviliğim,

    Acı sevdam hoşçakal….

    Hoşçakal sevdam terkedilmişliğin en koyularındayım.

    Katran siyahına gömülmüş birinin dudaklarından

    Hoşçakal…

    Kadir Kilit

     
  • gencyazarlarklubu 05:19 on 26 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Watchmen Dizisi Yolda! 

    Son yılların en başarılı dizilerinden bazılarına imza atan HBO şimdi de Alan Moore’un meşhur çizgi romanı Watchmen’i ekranlarımıza taşımaya hazırlanıyor.

    watchmen-hbo-1-800x425.jpg

    Game Of Thrones başta olmak üzere Westworld, True Detective ve True Blood gibi pek çok kaliteli diziye imza atan ve her yeni projesiyle çıtayı giderek yükselten HBO, Alan Moore’un en meşhur çizgi roman serilerinden Watchmen‘i televizyona taşımak için ilk somut adımları attı.

    The Hollywood Reporter‘da yer alan habere göre kanal yetkilileri Lost ve The Leftovers dizilerinin yapımcılarından Damon Lindelof ile görüşemelere başlanmış. Henüz inzalara tılmamış olsa da anlaşmanın gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor çünkü Lindelof bugüne dek verdiği neredeyse tüm röportajlarda Watchmen’in ne kadar büyük bir hayranı olduğunu, çocukluğundan beri tekrar tekrar okuduğunu ve yazdığı tüm senaryolarda oradaki temaları yansıtmaya çalıştığını defalarca belirtmiş bir isim. Kendisi aynı zamanda Zack Snyder’ın 2009’ta çektiği filmin de bir hayranı.

    Şimdilik dizide hangi karakterleri kimin oynayacağı gibi konular belirsiz elbette. Ama “arkası yarın” konseptinin Watchmen’deki karakterlerin psikolojik yanlarını ve çizgi romanın derin konularını yansıtmakta daha iyi bir araç olduğuna hiç şüphe yok.

    İlk kez 1986 yılında yayınlanan ve o günden beri dünyanın en çok satan, baskısı hiç tükenmeyen çizgi romanlarından biri olan Watchmen dilimize en son İthaki Yayınları tarafından toplu bir cilt hâlinde dilimize çevrilmişti. Alan Moore‘un pek çok işi gibi (The League of Extraordinary Gentlemen, V for Vendetta, Batman: The Killing Joke) Watchmen de yayınlandığı dönemde çok ses getirmiş ve yetişkin temalı çizgi romanların önünü iyice açmıştı.

    İlk gelen ayrıntılara göre dizi Zack Snyder’in filminin devamı ya da öncesi olmayacak. Yep yeni bir şekilde işlenecek hikaye.

    Söylenenlere göre yetişkinlere yönelik olacak program ki bu harika!

    Bakalım dizisi de kendisi kadar iyi olacak mı? Gözcüleri gözlemeye devam edeceğiz.

    Sertaç Alp

     

     
  • gencyazarlarklubu 05:15 on 26 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Yabancı Oyuncu Kuralı 

    West_Ham_United_v_Manchester_City_October_2014_Kick-off.jpg

    Senelerce futbol ligimizde uygulanmış bir sistemdir.Bu sisteme göre her takımda Türk futbolcu bulundurmak zorunludur.Son 2 yıldır uygulanmaması nedeniyle Türk spor kulüpleri yükselişe geçmiştir.Buna rağmen tekrar uygulanması gerektiği tekrar tekrar basında gündeme getirilmektedir.Peki,neden dünyanın en iyi futbol ülkelerinde bu kural yok ? Brezilya,Almanya,İngiltere,Fransa,Portekiz gibi dünyanın en iyi liglerine ve en iyi milli takımlarına sahip bu ülkeler neden bu sistemi uygulamıyor ?

    Cevabı çok basit, futbol ligimize yabancı oyuncu sınırlaması getirince, türk futbolcuların piyasa değerleri 2 katına çıkıyor.Burada asgari ücretten değil, milyon dolarlardan bahsediyoruz.Yabancı futbolcu kuralı lige getirilince sadece futbolcular kazanmıyor, bu devasa paralar futbolcularla ilişkili olan menajerlere, TFF’ye ve teknik direktörlere de ulaşıyor.

    Soralım yani Fatih Terim,sen bu sistemi futbol ligimize geri getirmek için niye bu kadar ter döküyorsun, bu sistemle başarılı olmuş tek bir ülke var mı ? Yoksa çokca dillendirilen futbolcu,teknik direktör, TFF üçgeni arasındaki dönersermaye doğru mu ?

    Fatih Yeşil

     
  • gencyazarlarklubu 04:49 on 26 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Güldüğümüzde Vücudumuzda Neler Olur? 

    guldugumuzde-vucudumuzda-neler-olur.jpg

    İnsan, diğer canlılardan farklı olarak, duygularını jest ve mimiklerle de ifade edebiliyor. Kızgınlık, merak, üzüntü, panik, neşe gibi pek çok ruhsal durum için, birbirinden farklı ifadeleri öğreniyor ve uyguluyor. İnsanın ruh durumu, ifade edildiği gibi sadece ruhunu değil, vücudunu da etkiliyor. Öyle ki; korkmuş bir insanın vücudunda salgılanan bazı hormonlar, adrenalini yükseltiyor ve bu durum korktuğu şeye karşı dayanma gücü veriyor, savaşma isteği yaratıyor.

    Üzgün bir insanın, tansiyonu düşebiliyor, hareket etmekte bile zorlandığı bir hale gelebiliyor. Bu ruh durumu ifadelerinden; kızgınlık ifadesi genellikle sonradan öğreniliyor ancak gülme ve korkma ifadeleri, doğumdan önce, anne karnındayken bile gözlemlenebiliyor. Gülmek, insanın kendisini iyi hissettiğini, neşeli olduğunu, halinden hoşnut olduğunu anlatmanın bir yoludur. Kişiler, yaşlarına ve karakterlerine göre, farklı şekillerde bu hislerini ortaya koyarlar.

    GÜLMEK NEDİR?

    Gülmek, insanın karşılaştığı bir etken sebebiyle, mutlu ve iyi olduğunu ifade etmek için, yüz kaslarını ve vücudunun belli kısımlarını kullanarak yaptığı bir eylemdir. Gülmek fiili, duyguları açığa vurmak amacıyla yapılır. Bebekler, anne karnındayken çekilen görüntülerinde, gülümserken görülmüşlerdir. Bu da, insanın bu yetenek ile doğduğuna işaret etmektedir. İlk insanların, doğaya ayak uydurmak ve çevre şartlarına birlikte dayanmak için sosyalleşmeye başladığında, birbirlerine “ben zararsızım” sinyali vermek için bu mimikleri kullanmaya başladığı tahmin ediliyor.

    Şimdiki zamanda da, gülmek, benzer bir anlam taşıdığından, insanlara kahkahalarla olmasa bile, küçük bir gülümseme ile selam vermek, sosyal kurallar gereğidir. Gülmek için; yüz kasları gerilerek, ağız kısmının açılmasını ve dişlerin daha çok görünmesini sağlar. Kimi zaman, gülümseme şeklinde ifade edilen bu fiilde, dişler görünmez, sadece dudakların iki kenarı yukarı ve geri doğru hareket ederek bir yay çizer ve gözlerdeki küçültme hareketiyle, gülümseme tamamlanır.

    GÜLMENİN VÜCUDA ETKİSİ

    Beyinde başlayan gülme ile birlikte, hipotalamus faaliyete geçerek, gülerken neler yapılacağını belirliyor. Gülme, fiziksel olduğundan, duygusal tepki için bu bölgenin çalışması gerekiyor. Gülme gerçekleştiğinde, vücutta bir kas gevşemesi ve ardından rahatlama hissediliyor. Kan dolaşımının hızlanması ilk birlikte, vücuttaki her noktaya taze kan rahatça ulaşıyor ve bu da gülme eyleminin sağlıklı olması şeklinde açıklanıyor.

    Gülme sırasındaki vücutta salgılanan edorfin had safhaya çıkarak, vücuttaki tüm organlara, her şeyin yolunda olduğu bilgisini gönderiyor. Endorfin, insanın mutlu hissetmesini ve rahatlamasını sağlayan, önemli işlevleri olan bir hormondur. Bu hormon salgılandığında, vücuttaki tüm stres etkileri yok olup, yerini mutluluk hissine bıraktığından, gülmek hem çok gerekli hem de çok sağlıklı bir eylemdir.

    GÜLME TERAPİSİ

    Toplumsal yapıların zedelenmesi, insanları yalnızlaşmaya itiyor. Bozulan aile ve arkadaşlık ilişkileri ve uyulması gereken çok fazla sosyal kural nedeniyle, insanlar daha çok yalnız kalır hale gelmiştir. İkili ilişkileri de olumsuz etkileyen bu sebeplerden dolayı, yalnız kalan ve sosyal yetilerini kaybeden kişiler, doğal olarak gülmekten de mahrum kalmaktadır. Bu durumu fark eden sosyolog ve psikologlar, ortak bir çalışma yaparak, gülmenin insanlar üzerindeki olumlu etkilerinden daha çok insanın yararlanmasını sağlamak amacıyla, gülme terapileri düzenlemeye başlamışlardır.

    Birlikte gülmek için etrafında kimsesi olmayanlar veya gülmek için sebebi olmayanların yararlandığı, gülme grupları doğmuştur. Bu gruplar, belli gün ve saatlerde bir araya gelerek, ortada bir sebep olmasa dahi, birbirlerine bakarak gülmeye başlarlar ve daha da artan bir tempo ile gülme fiili devam eder. Sonuçta, terapiye katılan herkes, başladığı andakinden çok daha mutlu, huzurlu hisseder ve pozitif hislerle hayatlarına geri dönerler.

    Osman Cihangir

     

     
  • gencyazarlarklubu 04:33 on 26 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Haute Couture 

    haute-couture-nedir-ne-anlam-ifade-ediyor.jpgHer sezon geçişinde, onlarca uluslararası ve yerel defileler yapılmakta, hazır giyim sektörü çalışanları, çok yoğun geçen çalışmalarının sonuçlarını sergilemektedir. Sezonun modasını, bu defileler ve modacılar belirler. Bir sezon moda olan kıyafeti, sonraki sezon yeniden giymek, abes karşılanır. Hatta bazı kesimlerde, bir kıyafet, ne kadar para ödenmiş olursa olsun, yalnızca bir kez giyilebilir. Bu yazılı olmayan kurallar, moda çevrelerince ve moda düşkünü müşterilerce, son derece titizlikle kabul edilir ve uygulanır.

    haute-couture-nedir.jpg

    Tüm bu kurallara rağmen, bir davette aynı elbiseden giymiş iki kişinin karşılaşması, çok beğenerek aldığı gömleği, sırf başkasının da üstüne gördüğü için bir kez bile giymeyenlerin çokluğu görülmektedir. Modayı ve trendleri, sadece giyeceklerin belirlendiği bir akım olarak değil de, hayatlarını şekillendirenlerin çoğunlukta olduğu kesim için, bu tesadüflerin yaşanması kesinlikle kabul edilemez olduğundan, kendi zevklerini yansıtan, özel üretim kıyafetler tercih etmektedirler.

    Fransızcadan dilimize geçmiş olan bu terim, Türkçe “Otkutür” olarak okunur. Özel terzilik gibi de anlaşılabilecek, tamamen müşterinin zevkine göre üretim yapılan bir kıyafet üretim metodudur. Lonca sisteminden günümüze taşınan, Avrupai bir disiplin ve kültür anlayışıyla, toplumun geneline değil de, elit ve küçük bir kısmına hitap ve hizmet etmektedir. Sıradan terzilikten farklı olarak, bir kişinin tüm kıyafetlerinin, bir kişinin elinden çıkması anlamına gelir.

    Karşılıklı güven ve sadakat ilkelerinin yoğun etkileri ile yürüyen bir ilişkiler bütünüdür denebilir. Otkutür giyinen bir kişi, kolay kolay gidip bir mağazadan seri üretilen bir kıyafet almayacağı gibi, otkutür üreten bir kişi de, herhangi birine kolay kolay üretim yapmayacaktır. 19.yüzyıl sonlarında, Fransa’da ortaya çıkan terzi atölyeleri, üyeleri oldukları meslek odalarının sert ve sıkı kurallarına uygun üretim yapabilmek ve müşterilerini memnun edebilmek için, tüm işlemleri elle yapılan, som derece seçkin kıyafetler ortaya koymuşlardır. Bu gelenek, üretici ve müşteri arasındaki kültür benzeşimi sayesinde, günümüzde hala ayakta kalabilmektedir.

    Dünya çapında kendini ispat etmiş moda evleri, hazır giyim sektörüne kıyafet temin ederken, direk olarak modaevleri ile ilişkide olan, az sayıda özel müşterisi için, hiçbir şekilde maliyet hesabına girilmeksizin, tamamen kişiye özel üretimler yapmaktadırlar. Örneğin; Hollywood yıldızları, kırmızı halı geçişlerinde, kesinlikle seri üretim veya hazır giyim ürünü kullanmazlar. Bu özel üretim yapan modaevleri, sadece o halıda üretimleri görünebilsin diye, bu kişiler için en güzel kıyafetleri tasarlar veya giyecek kişinin tasarlamasına izin verir ve üretir. Bu kıyafetler arasında, asla aynı kıyafetli insanlara rastlanmaması ve giyilen kıyafetlerin piyasada bulunamaması, bu yüzdendir.

    Haute Couture, çok ünlü markaların, kendileri için özel üretim yapmasını sağlayacak kadar maddi gücü olan insanlar tarafından tercih edilir. Bu çok özel ve meşhur modaevleri de, kıyafetlerini herhangi bir kadın üzerinde görünmesini istemediklerinde, müşterilerini özel olarak seçerler. Sonuç olarak; müşteriler modaevini seçerken, modaevi de müşterilerini seçerler.

    GELİNLİKLER HOUTE COUTURE MİDİR?

    gelinlikler-houte-conture-midir.jpg

    Bu sorunun cevabı, genel olarak hayırdır. Özel üretim olduğundan, elle işlenmiş boncuklar ve kişisel detaylar içerdiğinden, otkutür tanımına uysa da, bu üretim tarzı, bir ya da birkaç özel elbiseden çok, hayatının büyük bir bölümünü kapsayan bir süreçtir. Gerçek bir otkutür müşterisi, bir giysiye ihtiyacı olduğunda, mağazaları dolaşmaz, direkt olarak modaevine giderek, nasıl bir kıyafet istediğini tarif eder ya da kendi çizimini sunar ve daha sonra sadece kendisi için üretilmiş kıyafeti giyer.

    Simge Doğan

     

     
  • gencyazarlarklubu 05:27 on 25 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Zeytin Ağaçlarını Çocuklar da Tanıyabilir 

    TefLGZYnpE.jpg

    ‘Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede, zeytinliklerin bitkisel gelişimini, çoğalmalarını engelleyecek kimyasal atık oluşturacak, toz ve duman çıkaran tesis yapılamayacak ve işletilemeyecek. Ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına izin verebilecek, bu yetkisini gerektiğinde valiliklere devredebilecek.’*

    Metin, ilkesel ve terimsel karşılıklar yerine, insani birtakım tepkileri kendine çağırmaktadır.

    Soru karışık. Kamu yararı kararı, alınıp satılacak bir şey midir? Emin değilim. Açıkta artırılacak veya satılacak mallar arasında görmedim henüz. Kelimeler: yara, yarar. Dahası.

    Kamu yararı: yarışan özel ve toplumsal faydada tercih edilen üstün taraftır denebilir. Üstün tarafın griliği malum. Fakat kamusuzluk kazınırsa altından hayli tanım çıkacaktır. Kamussuzluk. Susuzluk. Su.

    Tanımlar karışık. Büyük maslahatları olduğu söylenen her icraat; neden herkeste punduna getirilmiş, ıssıza çökertilmiş bir şeyleri çağrıştırıyor. Ahşap bir ev yapmanın yansızlığında nasıl buluşacağız? Nasıl oraya geri döneceğiz? Nihayet burası Türkiye denilince neden buranın son ocak, sahil-i selamet olduğu anlaşılmıyor. Ben öyle anlıyorum; fakat konu çocuklar ve zeytin ağaçları. Kamu yararı denilince ya da nesnel bir olgu, itiraza mahal bırakmayacak bir şeffaflık yerine, neden bu bize geceleri avlanan bir yırtıcı türünü çağrıştırıyor.

    Enflasyon çeşitlerine bir tane daha ekledik geçen zamanda: Tanım Enflasyonu. Onu hesaplasak, o da muhakkak 11.72 dolaylarındadır. Herkes o dolaylarda çünkü. Kendimizden bahsederken hepimiz. Her tanımın ittiği veya çektiği yahut böyle olması istenen anlamları var. Tanımlar o anlamın çemberinde toplanıyor. Anlamdan tanıma giden köprüden geçilince gidilecek yer çok uzakta kalıyor. Uzak.

    Demek ki, budanan başka fışkıran bir başkasıdır.

    Tasarı karışık. Zeytin ağaçları, bir basın toplantısında milli takımı bıraktıklarını açıklamıyor diye bunları yaşıyoruz. Değil mi? Hepsi bundan ötürü. TEOG’da tüm soruları doğru cevaplayan 17 bin zeytin ağacı olsa mesela; yine hayatın 3 km çevresinde mi sanayileşmeye uğraşacağız? Zeytin ağacı nedir? Neden boyunları böyle eğri büğrü bunların? Onlara niye sormuyorlar bu durumu? Çocuklar, size diyorum!

    Ordu zaten karışık. Mehteran ordunun yönünü değiştirmeden hiçbir yana dönülemiyor. (Hareketi göz önüne düşürsün diye mehteran kösleri içerir.) Nereye taarruz nerede müdafaa. Taarruz nedir? Duydum. Kulağımız kalbimize değil, dışarıdan gelecek bir sese ayarlı. Sentetik bu yüzden takındığımız tüm tavırlar. Hareketlerin içini bizatihi biz doldurmadığımız için fotoğraflar bir resmigeçitten farksız. Sol, sağ, sol.

    Kararın geri çekilip çekilmediğiyle de, Meclis Genel Kurul’una kaçıncı kez geldiğiyle de ilgilenmiyorum. Konu bunun yankılanış biçimleri. Bir meselenin doğru ya da yanlış olduğunu anlayabilecek mesafeye gelebilme cesaretini gösterecek kimse yok. Kimseler yok. Bitkisel gelişimleri yarım insanlar var. Zihinleri, toz ve duman çıkaran tesislerle dolu insanlar. Başkanın işine yarar diye korkup, tavrının her duvara farklı gölgesini düşüren insanlar. Var. Bu arada, tasarının yedinci kez gelişiyle tabii ki ilgileniyorum. Kafam da karışık.

     

    Fatih Muhammet

     
  • gencyazarlarklubu 05:10 on 25 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Sen Demek 

    Aşk Deli

    Aşk ellerin

    Aşk sıla,
    Aşk gözlerin
    Aşk Hasret,
    Aşk gurbetin

    Aşk acı

    Aşk hatıra
    Aşk gözyaşı
    Cüzdandaki resim

    Aşk yolunu beklemek
    Aşk postacıyı gözlemek
    Aşk deli
    Yürekteki diken

    Aşk yıldızlarla salınmak
    Aşk dalgalara seni sormak
    Aşk sensiz seni yaşamak
    Geceye karşı adını bağırmak

    Aşk
    Doyasıya,
    Kıyasıya,
    Ölesiye,
    ‘Seni seviyorum! ‘ demek

    Sen demek
    denizde-yurumek.jpg
    Kerim Süngü

        

     
  • gencyazarlarklubu 04:54 on 25 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    “Yaşatmak ve Korumak İstediğimiz Bir Ruh Var” 

    Mertcan Mertbilek, Rana Uludağ, Tarık Töre ve Barış Konyalı’dan oluşan yerli Psych-Pop grubu Palmiyeler ile buluştuk. Grubun kurucuları Mertcan  ve Tarık ile Palmiyeler’in ilham kaynakları, estetik görüşleri ve underground müzik hakkında konuştuk.

    Yaptığınız müzik ile yaşam tarzınız ne ölçüde birleşiyor? Sizce müzik, dinleyenin veya üretenin yaşam tarzını yansıtır mı?

    Mertcan: Palmiyeler’in müziği ile yaşam tarzım uyuşuyor. Eğlenmeyi ve güneşi seviyorum. Bizim için durum böyle ama başka müzisyenler ne hissederler ne yaparlar hiç bilmiyorum. Müzik üretenin yaşam tarzını göreceli olarak yansıtabilir veya hiç yansıtmayabilir de. Dinleyenin zevkleri hakkında fikir verebilir.

    Sanattaki “kitsch” tanımı sizin için ne anlam ifade ediyor? Sizce üretilen ve dinlenen müzikte kitsch ne durumdadır?

    Mertcan: Severim, oldukça yaygın.

    Tarık: Kitsch’in içinde barındırdığı bir nostalji duygusu bende güzel, eski günler hissi yaşatıyor. O sırada iyi olduğunun farkına vardığım ama tekrar bakınca aslında süpermiş dediğim buruk bir his.

    Çok duyduğunuz bir tanımla başlayalım, şarkılarınızı ilk kez dinleyen dinleyicinin zihninde yaz görüntüleri oluşturuyorsunuz. Grubun kuruluş öyküsünden ismine kadar belli ki bunu amaçlıyorsunuz. Mevsimlerin insan ruhundaki etkilerini eserlerinde işleyen müzisyenler çoktur. Örneğin Vivaldi bunlardan biri. Sizin yaz mevsimini seçme sebebiniz nedir?

    Mertcan: Genelde içimizden öyle geliyor ama bazen şarkı sözlerini, kullandığımız kelimeleri ona göre seçiyoruz. Sevdiğimiz şeyleri bir araya getiriyoruz. Yaşatmak ve korumak istediğimiz bir ruh var, Rock and Roll ruhu.

    Tarık: Biz keyif aldığımız şeyi yaptık, dinleyici böyle tanımladı.

    Son yayımladığınız albümün kapağında Venüs heykelini görüyoruz. Albümde de Venüs adını taşıyan iki parça var. Sonuçta Venüs, aşk tanrısı olmakla birlikte, ilk medeniyetlerden bu yana süre gelen bir kadın simgesidir. Bunun yanında birçok şeye isim ve ilham kaynağı olmuştur. Size nasıl bir ilham verdi?

    Mertcan: İlk albüm kapağımızda da Efes antik kentinde bulunan Artemis tapınağını kullanmıştık. Dikkatli bakarsanız kolajın içinde görebilirsiniz. O süreçte verdiğimiz konserlerde görselimizde dorik sütunlar ve palmiye ağaçları arasında yine Artemis tapınağı vardı. İkinci albümde bunu devam ettirmek istedik ve aşk şarkılarından oluşan bu albümün kapağına Venüs’ü yerleştirdik. Antik kentler ve Helen-Roma estetiği Palmiyeler’i her zaman etkilemiştir.

    6589cfbb3dbc6e620a74799ff13bf9cb.jpgUnderground olarak doğan ve popülerleştikçe köklerini unutan müzisyenler dinleyici kitlesinde olumsuz bir algı oluşturuyor. Bunun müzik dünyasında birçok örneği bulunuyor. Sizce popüler müzik ile underground diye tanımlayabileceğimiz müzik arasında nasıl bir bağ vardır? 

    Mertcan: Popüler müzik zaman zaman underground müzikten esinlenir, ilham alabilir. Zamansız üretimler her zaman dinlenilmeye devam eder ama zamansız olmasının popüler ya da underground olması ile bir ilgisi yoktur.

    Tarık: Kasıtlı olarak tarz değiştirenlerin dışında, bir grubun ünlendikten sonra bozması çok yaşanan bir durum. Özellikle bazı sanatçıların hayat tarzı değişmişse müziği de değişiyor.

    Bu konuyla alakalı bir soru sormak istiyorum, öncesinde Kilink adlı grup ile karşımıza çıktınız. O grup biraz daha isyankar olsa da beslendiği yerin yine aynı underground kültür olduğunu düşünüyorum. Kilink’ten Palmiyeler’e giden yolda neler yaşandı, grubun ideolojisi ne yönde değişti?

    Tarık: Grubun ideolojisi bana göre aynı kaldı fakat değişen ve gelişen müzik zevkimizdi. Ayrıca hep aynı şeyi yapmak eskiden aldığınız keyfi vermeyebiliyor.

    Mertcan: 2003 ve 2005 yılları arasında üç albüm kaydettik ve bence ondan sonra Kilink bitti. 2007 de yeni bir albüm daha kaydettik ama açıkçası Kilink ile pek alakası yoktu. 2009’da ben tek başıma bir albüm kaydettim, kağıt kalem makas isminde bir kayıt. Sonra da 2013 yılında Palmiyeler’in ilk EP’sini kaydettik.

    Diğer sanatlara nazaran müzik, belki biraz daha takipçisini serbest bırakan bir dal. Sözlü ya da sözsüz müzik dinleyen kişi, kendini tanımlayamadığı ya da kendi tanımladığı duyguya kaptırabiliyor, diğer sanatlarda ise alıcı biraz bu anlamda yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyor. Genel anlamda konuşursak sizin şarkılarınız dinleyiciyi rahatlatan bir atmosfere sahip. Bunu isteyerek mi tasarladınız? Şarkılarınızın dinleyiciye düşündüğünüz hissiyatı veriyor mu sizce?

    Mertcan: Aslında biz de geri dönüşleri bu yorumlar sayesinde öğreniyoruz. Kendimize göre doğru olanın çalıştığını iyi kötü bildiğimiz için onun peşinden gitmekten başka bir şey yapmıyoruz.

    Tarık: Ben sahneyle ilgili konuşayım. Konserler çok keyifli geçiyor, herkesin bir arada olduğu zamanlar oluyor, bunu yaşamak mutlu hissettiriyor.

    Kliplerinizden, albüm kapaklarınızdan gördüğüm genel bir estetikten bahsetmek istiyorum. Kontrast renkler, öz mekânını kaybetmiş nesnelerin bir arada kolaja benzer sunumu, belki biraz da absürt romantizm… Birçok örnek verilebilir. Belirli bir estetiği koruyor gibisiniz, kliplerinizde kullandığınız renkler ve absürt biçim, sahne performanslarınızda da göze çarpıyor. Estetik ilham kaynaklarınız neler?

    Mertcan: Sanatçılar, fotoğrafçılar ve tasarımcılar, eski filmler… Richard Hamilton, Slim Aarons, Werner Herzog…

    Yaptığınız müziği bir filme benzetecek olsanız bu hangi film olurdu?

    Mertcan: Morning of the Earth.

    Son olarak grubun geleceğe yönelik planları nelerdir?

    Mertcan: Bu albümden birkaç yeni klip ve yaz aylarında gerçekleşecek yeni albüm kaydı öncelikli planlarımız.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
%d blogcu bunu beğendi: