Updates from Şubat, 2017 Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • gencyazarlarklubu 23:32 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Kadın-10 

    Tekrar çevirdi. Kapının kilidini değiştirmemişti bir türlü, zorlayarak açtı. Akşam güneşi zar zor girmeye çalışıyor perdelerden, ev de havasız. Güvenpark’tan 10 liraya aldığı kaktüsü olduğu yerden aldı, pencereyi araladı. Kaktüsler güneş görmezse ölür mü, hala bilmiyor. Pencerenin aralanmasıyla sokağın sesinin eve dolması bir oldu. Zaten sabah akşam trafik içinde, siniri bozuldu kapattı camı. Bir planı yok, yeterince yorulmuş. Aa aslında bugün kızlar tiyatroya çağırmışlardı onu, hem bileti bile almışlardı.  Ayıp olacaktı ama, gitmeyecek galiba. Kilo almış. Kilosuna çok takmaz da, sıkılaşsa iyi. Bir ara düzenli olarak yüzdüğü zamanlar ofisteki arkadaşlarından tut da komşusuna kadar herkesin onunla ilgilendiğini bilirdi. Erkeklerin ilgisi ancak böyle çekiliyor. Umrunda değiller.

     Dört saat önceki zeytinli pizzayla duruyor. “Şimdi çıkan bulaşığı kim temizleyecek? Al üstüne bir hırka in bir alt caddeye hayatın kurtulsun.” Üstündeki kırışmış mavi gömleği çıkardı -bu gömleği belini sardığı için sevmişti, üç yıldır giyiyor herhalde- bir tişört çekti askıdan altına da kotunu. Hava ılık zaten. Apartman sabun kokmuş, az kalsın anahtarı unutuyordu. 

      Annesinin sözünü dinleseydi anahtar unutmak gibi, bir alt caddedeki çorbacıdan medet ummak gibi dertleri olmayacaktı. Sahi neden ayrı eve çıktı ki? Ama şimdi yemek için eve giderse olmaz, insan sorumluluk aldı mı sonuna kadar gitmeli. Ya da gitmemeli, bazı şeyleri hep büyütür kendi kafasında.

     Çorbacı yine sakin, hiçbir zaman tam dolu olmadı ki. Yemekler de güzel aslında ama sosyetik olmadığından mı nedir pek ilgi görmüyor. Ya da koltukların rahatsızlığından. Garson çocukla hiç oturup konuşmasalar da tanıyorlardı birbirlerini. O mercimek severdi, çocuksa çayın yanına şeker koymayı hep unuturdu. Beş lira bahşiş bıraktı.


     Hep eğitimi için uğraştı. Kendini bildi bileli,hep. Hayatının aşkını arayan kızlardan olmadı hiçbir zaman. Erkekler onun ya iş arkadaşıydı ya da iş arkadaşı. Hiçbir zaman kendini omuzlarına bırakıp uçacak gibi bir şeyler hissetmedi. Hissetmek istiyor mu? Emin değil. Aslında bugün, akşam görüşmek istediğini söylemişti kadına. Ama neden böyle bir şey söylesin ki? Kadın üstüne düşünmedi bile. Geçiştirerek cevap vermişti. Keşke öyle yapmasaydı. Bu akşam birilerini tanımak istiyor. 

     Telefonu çaldı. “Merhaba Eylül, akşam dönerim demiştin mesaj gelmedi. Müsait misin?” . Neden aradı ki şimdi, keşke rujumu yanıma alsaydım of Eylül of!  ” Şey.. Evet kusura bakma, dalgındım biraz.”  “Önemli değil, müsait misin ben Tunalı taraflarındayım. Gelip seni alayım?”   Ne bu ısrar? Bugün yanına gelip bir konu hakkında fikir aldım diye erkeklik mi taslıyor bana? Ne alaka kızım saçmalama herkes senin gibi fena değil. ” Tamam ben de yürüyordum geçen ay ofisçe geldiğimiz tatlıcının oradayım.”  ” Beş dakikaya oradayım.”

     Uzaktan arabayı tanıdı, her sabah o gelmeden park etmiş olur. Ön koltuğa yerleşirken gülümsemeye çalıştı. Yanına gelirken farklı bir koku sıkmıştı adam. Kadın nasıl göründüğünü düşündü adamın yanında ve gayet özensiz buldu kendini. Ama nereden bilecekti ki? Bilse ne yapardı gider kendine yeni bir elbise mi alırdı. Yok artık.

     Adamın gülümsemesi tanıdık. Belki de her gün gördüğündendir. 

     Ama bu gülümseme ilk defa kadın içindi. 
    Şebnem Işıksal

     

     
  • gencyazarlarklubu 19:16 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    There is flag of 6 countries in Norwegian flag! 

     
  • gencyazarlarklubu 16:24 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    (28.2.2017)Son Sözü “Beni kadınlarım ve kızlarım bitirdi” Diyen 39. Padişah Sultan Abdülmecid 

       Sultan Abdülmecid, otuzbirinci padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. O’da ilk eğitimini sarayda almıştı. Babası II. Mahmud O’nun daha iyi yetişmesi için ayirı bir özen göstermişti. Bu yüzden Abdülmecid modern, Batılı bir prens gibi yetiştirilmişti. Fransızca’yı çok iyi öğrenmiş Avrupa’da yayınlanan birçok mecmuaya abone olmuş yeni çıkan kitapları da getirtmiştir. Batı musikisi ile yakından ilgilenmiş ve iyi bir piyanist olarak batı eserlerini çalmıştır. Bu kadar iyi yetiştirilmiş bir padişahın 25 karısı , 43 çocuğu var ve gayrimeşru çocuğu, torunları bulunmaktadır. Gelin hep beraber Sultan Abdülmecid’in şaşaalı hayatına bakalım neler var. Ne yaşadı da son sözü ‘Beni kadınlarım ve kızlarım bitirdi.’ oldu.

    II.Mahmud’un oğlu olan Sultan Abdülmecid tahta 1839’da, henüz on yedi yaşındayken çıkmış; 25 karısı ve 43 çocuğu olmuş, 22 sene saltanat sürmüş ve bu hızlı hayata 1861’de, 39 yaşında veda etmiştir.

    Tanzimat’ın mimarlarından ve Türkiye’de bütün reformların öncülerinden kabul edilen ve bu dönemdeki tarihçilerin yazdıklarına göre içkiye ve kadına son derece düşkün olan Sultan Abdülmecid renkli ve hızlı bir hayat sürdü. İktidar seneleri batılılaşma çabalarının yanısıra tam bir israf ve inşaat dönemi idi. Saray kadınları maliyenin altını üstüne getirirlerken dört bir yanda yükselmeye başlayan yeni sarayların masrafı yüzünden Türkiye 28 Haziran 1855’te ilk defa Avrupa ülkelerinden borç almak zorunda kaldı.

    SULTAN Abdülmecid, bir ara 14 yaşında bir cariyeye gönül vermişti… O sırada 19 yaşında olan hükümdarın âşık düştüğü cariye dünya güzeliydi ve padişah artık bir başka kadını göremeyecek derecede bu kıza bağlanmıştı. Resmiyeti bir tarafa atmışlar, haremde öteki kadınların gözlerinin önünde birbirlerine gayet samimi şekilde davranmaya ve sadece sözle değil, el ile de şakalaşmaya başlamışlardı. Sultan Abdülmecid, bir gün Dolmabahçe Sarayı’nın erkeklere mahsus olan mâbeyn kısmında hükümeti topladı. Uzun uzun memleket meselelerinden bahsedildi; derken saray imamının okuduğu ezanı işittiler ve hükümdar “Vakit gelmiş, namazımızı edâ edelim de işimize öyle devam edelim.

    Haremden ibrik ile leğen getirsinler de abdestimi tazeleyeyim” buyurdu. Böyle durumlarda haremdeki yaşı geçkince iki hanımın yüzlerini örterek gelmeleri ve birinin elindeki gümüş ibrikle padişahın abdest alacağı suyu dökmesi, diğerinin de yine gümüş bir leğen tutması âdettendi. Ama bu defa genç bir cariye tek başına geldi. Bir elinde ibrik, öteki elinde leğen, kolunda da küçük havlular vardı. Cariyeyi gören hükümdarın yüzünde gülücükler açıldı, zira gelen gönlünü kaptırdığı henüz ondördündeki son gözağrısı idi.

    Salondaki paşalar nezaket gereği başka tarafa dönmüşlerdi… Padişahın cariyenin dökeceği su ile abdest almasını gûya görmezden geliyorlardı… Hükümdar cariyesi ile bir anlığına bakıştı, birbirlerine belki de aralarındaki işaretlerden birini verdiler, salondaki paravanlardan birinin arkasına çekildiler ve abdest faslı başladı… Cariye ibrikle su döküyor, cihan hükümdarı abdest tazeliyordu.

    Birdenbire “Kik kih kih!” diye bir kahkaha işitildi ve bir gürültüdür koptu. Paşalar gayrıihtiyarî geriye döndüler ve gördükleri manzara karşısında şaşkınlığa düştüler! Sultan Abdülmecid’in her tarafından sular damlıyor, cariye ise kahkahalarla gülüyordu. Ondördündeki güzel salonda erkeklerin olduğunu unutuvermiş, padişahla yalnız kaldıkları zamanlardaki gibi şakalaşmak istemiş ve ibrikteki suyu abdest alan Abdülmecid’in kafasından aşağıya boşaltmıştı. Hükümdar böyle bir iş başına cariyesi ile yalnız kaldıkları anda gelse mutlaka eğlenir ve karşılığını da verirdi ama salon paşalarla doluydu. Hiddetlendi, sinirlendi ve kızı huzurundan kovdu, mabeyincilerin getirdikleri havlularla kurulandı ve toplantıyı sonlandırdı. Sonra haremağasını çağırdı ve kendisine bu işi yapan cariyenin hemen “çerağ edilmesini” yani evlendirilerek saraydan çıkartılmasını buyurdu! Sultan Abdülmecid, bu emri nasıl güçlükle vermiş, nasıl ıstırap çekmişti, kimbilir. Emir hemen yerine getirildi, cariye genç paşalardan biriyle evlendirildi ve paşa yüksek bir memuriyet ve bol aylıkla Anadolu’da biryere vali olarak gönderildi. Ama bütün bunlar olup biterken hiç kimse meselenin başka bir tarafını düşünmemişti. Cariye, saraydan kovulduğu sırada iki veya üç aylık hamile idi; karnında Sultan Abdülmecid’in çocuklarından birini taşıyordu, hamile kaldığını kimselere, hatta padişaha bile söylememişti ve altı ay sonra bir erkek çocuk doğurdu. Ama rezalet çıkmaması, “Padişah gebe bıraktığı kadını başkası ile evlendirdi” denmemesi için saray doğan şehzadeyi gözardı etti, çocuğu genç paşanın üzerine kaydettiler ve beş, altı yaşına geldiği zaman, onu da “paşa” yaptılar.

    SOYU BUGÜN DE DEVAM EDİYOR

    Sarayda bilinen ama hiçbir şekilde konuşulmayan bu işi çok seneler sonra, 1880’lerin başında tahtta bulunan Sultan Abdülhamid hatırladı ve endişeye düştü. Babasının, yani Sultan Abdülmecid’in mâlûm cariyeden olan ama bir başkasının çocuğu gibi görünen oğlu yaş itibarı ile kendisinden büyüktü, yani tahtın asıl vârisi O idi. Herhangi bir tehlikeyi bertaraf edebilmek için paşa ile çocuklarını yani ağabeyi ile yeğenlerini Yıldız Sarayı’na getirtti, unvanlar verdi, altınlara garketti ama hayatlarının sonuna kadar gözünün önünden ayırmadı! Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa’nın “Tezâkîr” isimli meşhur eserinde adını vermeden bahsettiği genç cariyenin Sultan Abdülmecid’den olan oğlunun soyu bugün de devam ediyor. Asıl büyük dedelerinin kim olduğunu bilen torun çocukları sosyetemizin şimdi oldukça meşhur bir ailesidir.

    Sultan Abdülmecid’den kızlarına ve damatlarına uyarılar.

    DAMADI MEHMED ALİ PAŞA’YA: “Kızımın kethudası olacak Eşref katırı senin adamın değil midir? Hain herif! Sen, Aziz Efendi’ye (padişahın kardeşi, veliahdı ve daha sonra tahta geçecek olan Sultan Abdülâziz) dahi taraftarsın. Sen dine, devlete ve padişaha hainsin, hem de katilsin. Avrupa’da düello denen bir âdet var. Seninle birer tabanca alıp karşı karşıya geçelim, birbirimize tabanca atalım”.

    MUSTAFA REŞİD PAŞA’NIN OĞLU OLAN DAMADI ALİ GALİP PAŞA’YA: “Bu borçlara önce bu köstebek kıyafetli herif sebep oldu. Bunu bir vakit nâzır (bakan) yapmıştık. O vakit babasının fesadından korkuyordum, o cehennem oldu, kurtulduk. Lâkin bu babasından beter olacak!”.

    DİĞER DAMATLARINA: “Hain herifler. Bunların cümlesi namussuzdur. Siz bunları ben kederimden öleyim diye yapıyorsunuz. Lâkin, Abdülmecid düşmanlarını gönderir de sonra gider!”.

    KIZI MÜNİRE SULTAN’A :“Aklını başına toplasın. Artık aşırıp taşırdı. Tekdir şöyle dursun, vallahi dövdürürüm!”.

    DİĞER KIZLARINA: “Sultanlar gece mehtaplarda geziyorlar. Benim gece mehtapta gezen kızım yoktur! Onları da reddedeceğim. Bu heriflerin (damatların) hareketleri artık namusuma dokunur oldu” (Cevdet Paşa’dan).

    REFİA SULTAN: Abdülmecid’i iflâs ettiren kızlarından biri de Refia Sultan’dır. Fransız kültürüne düşkünlüğü, lüks yaşamıyla ve haddinden fazla yaptığı harcamalarla bilinir. Fakat yardısever kişiliğinide göz ardı etmemek lazım. Çünkü Refia Sultan, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) yaralanan askerlere yaptığı yardımlardan dolayı II.Abdülhamit tarafından “Şefkat Nişanı” ile taltif edilmiş ve ülkenin değişik yerlerinde bulunan din büyüklerinin mezar ve türbelerine çeşitli hediyeler vakfetmiş son derece hassas ve yardımsever bir karaktere de sahiptir

    Serfiraz Hanım’dan çektiğini Moskof’tan bile çekmemişti

    SULTAN Abdülmecid’in önce cariyesi, sonra da eşlerinden olan Serfiraz Hanım müsrifliğiyle ve aklına estiği zaman hükümdarı yatak odasının kapısından kovmasıyla bilinirdi. Serfiraz, 1855’te Osmanlı Tarihi’nde eşi-örneği olmayan bir rezalete sebep oldu: Beşiktaş’ta oturan ve “Küçük Fesli” denen genç bir Ermeni kemancıya âşık düştü. Küçük Fesli, günün birinde Beyoğlu’ndaki müzisyenler kahvesinde arkadaşlarıyla çene çalarken içeri giren bir Hırvat tarafından yaylım ateşine tutuldu ama hafif yaralandı. Ailesi, işin bizzat padişah tarafından düzenlendiğini düşünüp Fesli’yi Marmara Denizi’ndeki adalardan birine kaçırdı. Ama, Serfiraz “Fesli’mi isterim” diye tutturunca, kemancı yeniden Beşiktaş’a döndü.

    Aşkları bu defa kısa sürdü ve padişaha ortaklık etmeye kalkan Ermeni genci bir gece Beşiktaş’taki Çarşıiçi’nde bıçaklandı, ertesi gün de öldü.

    Asıl rezalet, işte bu cinayetten sonra yaşandı. Ermeni cemaati birkaç gün içinde katillerin kimliğini ortaya çıkarttı ve “Bizi saray kiraladı” dediklerini iddiaya başladı. Aile bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya büyükelçiliklerine “Oğlumuzu padişah öldürttü” diye dilekçeler verdi. Dilekçelerde “Serfiraz’ın aşkını kıskanan padişah kiralık katiller tutup oğlumuzun canına kıydırdı. Aslında oğlumuz bu kadına başını çevirip bakmazdı ama Serfiraz adamlarını eve gönderip Feslimizi rahatsız eder, saraya çağırırdı. Evlâdımız boş yere canından oldu. Saray bize tazminat versin” diye yazıyorlardı. Ama, neyse ki, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa’nın üç büyük devleti arasındaki ilişkiler o günlerde iyi seyretmedeydi ve elçilikler işin üzerine gitmeyince mesele kapandı.

    Son sözünün neden ‘Beni kadınlarım ve kızlarım bitirdi.’ anlaşıldı. Genç ölmesi de ayrı bir olay tabi. Aslında bu yazılanlardan kendimize de ders çıkarmalıyız. Bir şeye gereğinden fazla değer vermek yapılan yanlışları görmemenize duymamanıza sebep oluyor. Gereksiz harcamalarda kişileri çıkmaza sokabiliyor.

    Betül Kapucu

     
  • gencyazarlarklubu 15:53 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Which is More Elegant? 

    1. Kate Beckinsale

     2. Amy Adams

     3. Bryce Dallas Howard

     4. Emmy Rossum

     5. Emma Stone

     6. Mandy Moore

    7.Busy Philipps

    8.Nicole Kidman

    9.Jessica Biel

    10.Naomie Harris

    11.Natalie Portman

    12.Michelle Williams

    13.Michelle Monaghan

    14.Evan Rachel Wood

    15.Allison Williams

    Sizce hangisi yada hangileri daha zarif ?

    Samet ülgen

     

     
  • gencyazarlarklubu 14:54 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Practice Student Table 

     
  • gencyazarlarklubu 12:12 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Table+Big Table 

     
  • gencyazarlarklubu 00:36 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Stairs+Drawer 

     
  • gencyazarlarklubu 00:07 on 28 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Armchair+Bag 

     
  • gencyazarlarklubu 21:29 on 27 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Son Sözü “Beni kadınlarım ve kızlarım bitirdi” Diyen 39. Padişah Sultan Abdülmecid 

    https://m.youtube.com/watch?v=YiffTi-qKCk               Sultan Abdülmecid, otuzbirinci padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. O’da ilk eğitimini sarayda almıştı. Babası II. Mahmud O’nun daha iyi yetişmesi için ayrı bir özen göstermişti. Bu yüzden Abdülmecid modern, Batılı bir prens gibi yetiştirilmişti. Fransızca’yı çok iyi öğrenmiş Avrupa’da yayınlanan birçok mecmuaya abone olmuş yeni çıkan kitapları da getirtmiştir. Batı musikisi ile yakından ilgilenmiş ve iyi bir piyanist olarak batı eserlerini çalmıştır. Bu kadar iyi yetiştirilmiş bir padişahın 25 karısı , 43 çocuğu var ve gayrimeşru çocuğu, torunları bulunmaktadır. Gelin hep beraber Sultan Abdülmecid’in şaşaalı hayatına bakalım neler var. Ne yaşadı da son sözü ‘Beni kadınlarım ve kızlarım bitirdi.’ oldu.
    II.Mahmud’un oğlu olan Sultan Abdülmecid tahta 1839’da, henüz on yedi yaşındayken çıkmış; 25 karısı ve 43 çocuğu olmuş, 22 sene saltanat sürmüş ve bu hızlı hayata 1861’de, 39 yaşında veda etmiştir.

    Tanzimat’ın mimarlarından ve Türkiye’de bütün reformların öncülerinden kabul edilen ve bu dönemdeki tarihçilerin yazdıklarına göre içkiye ve kadına son derece düşkün olan Sultan Abdülmecid renkli ve hızlı bir hayat sürdü. İktidar seneleri batılılaşma çabalarının yanısıra tam bir israf ve inşaat dönemi idi. Saray kadınları maliyenin altını üstüne getirirlerken dört bir yanda yükselmeye başlayan yeni sarayların masrafı yüzünden Türkiye 28 Haziran 1855’te ilk defa Avrupa ülkelerinden borç almak zorunda kaldı.

    SULTAN Abdülmecid, bir ara 14 yaşında bir cariyeye gönül vermişti… O sırada 19 yaşında olan hükümdarın âşık düştüğü cariye dünya güzeliydi ve padişah artık bir başka kadını göremeyecek derecede bu kıza bağlanmıştı. Resmiyeti bir tarafa atmışlar, haremde öteki kadınların gözlerinin önünde birbirlerine gayet samimi şekilde davranmaya ve sadece sözle değil, el ile de şakalaşmaya başlamışlardı. Sultan Abdülmecid, bir gün Dolmabahçe Sarayı’nın erkeklere mahsus olan mâbeyn kısmında hükümeti topladı. Uzun uzun memleket meselelerinden bahsedildi; derken saray imamının okuduğu ezanı işittiler ve hükümdar “Vakit gelmiş, namazımızı edâ edelim de işimize öyle devam edelim.

    Haremden ibrik ile leğen getirsinler de abdestimi tazeleyeyim” buyurdu. Böyle durumlarda haremdeki yaşı geçkince iki hanımın yüzlerini örterek gelmeleri ve birinin elindeki gümüş ibrikle padişahın abdest alacağı suyu dökmesi, diğerinin de yine gümüş bir leğen tutması âdettendi. Ama bu defa genç bir cariye tek başına geldi. Bir elinde ibrik, öteki elinde leğen, kolunda da küçük havlular vardı. Cariyeyi gören hükümdarın yüzünde gülücükler açıldı, zira gelen gönlünü kaptırdığı henüz ondördündeki son gözağrısı idi.

    Salondaki paşalar nezaket gereği başka tarafa dönmüşlerdi… Padişahın cariyenin dökeceği su ile abdest almasını gûya görmezden geliyorlardı… Hükümdar cariyesi ile bir anlığına bakıştı, birbirlerine belki de aralarındaki işaretlerden birini verdiler, salondaki paravanlardan birinin arkasına çekildiler ve abdest faslı başladı… Cariye ibrikle su döküyor, cihan hükümdarı abdest tazeliyordu.

    Birdenbire “Kik kih kih!” diye bir kahkaha işitildi ve bir gürültüdür koptu. Paşalar gayrıihtiyarî geriye döndüler ve gördükleri manzara karşısında şaşkınlığa düştüler! Sultan Abdülmecid’in her tarafından sular damlıyor, cariye ise kahkahalarla gülüyordu. Ondördündeki güzel salonda erkeklerin olduğunu unutuvermiş, padişahla yalnız kaldıkları zamanlardaki gibi şakalaşmak istemiş ve ibrikteki suyu abdest alan Abdülmecid’in kafasından aşağıya boşaltmıştı. Hükümdar böyle bir iş başına cariyesi ile yalnız kaldıkları anda gelse mutlaka eğlenir ve karşılığını da verirdi ama salon paşalarla doluydu. Hiddetlendi, sinirlendi ve kızı huzurundan kovdu, mabeyincilerin getirdikleri havlularla kurulandı ve toplantıyı sonlandırdı. Sonra haremağasını çağırdı ve kendisine bu işi yapan cariyenin hemen “çerağ edilmesini” yani evlendirilerek saraydan çıkartılmasını buyurdu! Sultan Abdülmecid, bu emri nasıl güçlükle vermiş, nasıl ıstırap çekmişti, kimbilir. Emir hemen yerine getirildi, cariye genç paşalardan biriyle evlendirildi ve paşa yüksek bir memuriyet ve bol aylıkla Anadolu’da biryere vali olarak gönderildi. Ama bütün bunlar olup biterken hiç kimse meselenin başka bir tarafını düşünmemişti. Cariye, saraydan kovulduğu sırada iki veya üç aylık hamile idi; karnında Sultan Abdülmecid’in çocuklarından birini taşıyordu, hamile kaldığını kimselere, hatta padişaha bile söylememişti ve altı ay sonra bir erkek çocuk doğurdu. Ama rezalet çıkmaması, “Padişah gebe bıraktığı kadını başkası ile evlendirdi” denmemesi için saray doğan şehzadeyi gözardı etti, çocuğu genç paşanın üzerine kaydettiler ve beş, altı yaşına geldiği zaman, onu da “paşa” yaptılar.

    SOYU BUGÜN DE DEVAM EDİYOR

    Sarayda bilinen ama hiçbir şekilde konuşulmayan bu işi çok seneler sonra, 1880’lerin başında tahtta bulunan Sultan Abdülhamid hatırladı ve endişeye düştü. Babasının, yani Sultan Abdülmecid’in mâlûm cariyeden olan ama bir başkasının çocuğu gibi görünen oğlu yaş itibarı ile kendisinden büyüktü, yani tahtın asıl vârisi O idi. Herhangi bir tehlikeyi bertaraf edebilmek için paşa ile çocuklarını yani ağabeyi ile yeğenlerini Yıldız Sarayı’na getirtti, unvanlar verdi, altınlara garketti ama hayatlarının sonuna kadar gözünün önünden ayırmadı! Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa’nın “Tezâkîr” isimli meşhur eserinde adını vermeden bahsettiği genç cariyenin Sultan Abdülmecid’den olan oğlunun soyu bugün de devam ediyor. Asıl büyük dedelerinin kim olduğunu bilen torun çocukları sosyetemizin şimdi oldukça meşhur bir ailesidir.

    Sultan Abdülmecid’den kızlarına ve damatlarına uyarılar.

    DAMADI MEHMED ALİ PAŞA’YA: “Kızımın kethudası olacak Eşref katırı senin adamın değil midir? Hain herif! Sen, Aziz Efendi’ye (padişahın kardeşi, veliahdı ve daha sonra tahta geçecek olan Sultan Abdülâziz) dahi taraftarsın. Sen dine, devlete ve padişaha hainsin, hem de katilsin. Avrupa’da düello denen bir âdet var. Seninle birer tabanca alıp karşı karşıya geçelim, birbirimize tabanca atalım”.

    MUSTAFA REŞİD PAŞA’NIN OĞLU OLAN DAMADI ALİ GALİP PAŞA’YA: “Bu borçlara önce bu köstebek kıyafetli herif sebep oldu. Bunu bir vakit nâzır (bakan) yapmıştık. O vakit babasının fesadından korkuyordum, o cehennem oldu, kurtulduk. Lâkin bu babasından beter olacak!”.

    DİĞER DAMATLARINA: “Hain herifler. Bunların cümlesi namussuzdur. Siz bunları ben kederimden öleyim diye yapıyorsunuz. Lâkin, Abdülmecid düşmanlarını gönderir de sonra gider!”.

    KIZI MÜNİRE SULTAN’A :“Aklını başına toplasın. Artık aşırıp taşırdı. Tekdir şöyle dursun, vallahi dövdürürüm!”.

    DİĞER KIZLARINA: “Sultanlar gece mehtaplarda geziyorlar. Benim gece mehtapta gezen kızım yoktur! Onları da reddedeceğim. Bu heriflerin (damatların) hareketleri artık namusuma dokunur oldu” (Cevdet Paşa’dan).

    REFİA SULTAN: Abdülmecid’i iflâs ettiren kızlarından biri de Refia Sultan’dır. Fransız kültürüne düşkünlüğü, lüks yaşamıyla ve haddinden fazla yaptığı harcamalarla bilinir. Fakat yardısever kişiliğinide göz ardı etmemek lazım. Çünkü Refia Sultan, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) yaralanan askerlere yaptığı yardımlardan dolayı II.Abdülhamit tarafından “Şefkat Nişanı” ile taltif edilmiş ve ülkenin değişik yerlerinde bulunan din büyüklerinin mezar ve türbelerine çeşitli hediyeler vakfetmiş son derece hassas ve yardımsever bir karaktere de sahiptir

    Serfiraz Hanım’dan çektiğini Moskof’tan bile çekmemişti

    SULTAN Abdülmecid’in önce cariyesi, sonra da eşlerinden olan Serfiraz Hanım müsrifliğiyle ve aklına estiği zaman hükümdarı yatak odasının kapısından kovmasıyla bilinirdi. Serfiraz, 1855’te Osmanlı Tarihi’nde eşi-örneği olmayan bir rezalete sebep oldu: Beşiktaş’ta oturan ve “Küçük Fesli” denen genç bir Ermeni kemancıya âşık düştü. Küçük Fesli, günün birinde Beyoğlu’ndaki müzisyenler kahvesinde arkadaşlarıyla çene çalarken içeri giren bir Hırvat tarafından yaylım ateşine tutuldu ama hafif yaralandı. Ailesi, işin bizzat padişah tarafından düzenlendiğini düşünüp Fesli’yi Marmara Denizi’ndeki adalardan birine kaçırdı. Ama, Serfiraz “Fesli’mi isterim” diye tutturunca, kemancı yeniden Beşiktaş’a döndü.

    Aşkları bu defa kısa sürdü ve padişaha ortaklık etmeye kalkan Ermeni genci bir gece Beşiktaş’taki Çarşıiçi’nde bıçaklandı, ertesi gün de öldü.

    Asıl rezalet, işte bu cinayetten sonra yaşandı. Ermeni cemaati birkaç gün içinde katillerin kimliğini ortaya çıkarttı ve “Bizi saray kiraladı” dediklerini iddiaya başladı. Aile bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya büyükelçiliklerine “Oğlumuzu padişah öldürttü” diye dilekçeler verdi. Dilekçelerde “Serfiraz’ın aşkını kıskanan padişah kiralık katiller tutup oğlumuzun canına kıydırdı. Aslında oğlumuz bu kadına başını çevirip bakmazdı ama Serfiraz adamlarını eve gönderip Feslimizi rahatsız eder, saraya çağırırdı. Evlâdımız boş yere canından oldu. Saray bize tazminat versin” diye yazıyorlardı. Ama, neyse ki, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa’nın üç büyük devleti arasındaki ilişkiler o günlerde iyi seyretmedeydi ve elçilikler işin üzerine gitmeyince mesele kapandı.

    Son sözünün neden ‘Beni kadınlarım ve kızlarım bitirdi.’ anlaşıldı. Genç ölmesi de ayrı bir olay tabi. Aslında bu yazılanlardan kendimize de ders çıkarmalıyız. Bir şeye gereğinden fazla değer vermek yapılan yanlışları görmemenize duymamanıza sebep oluyor. Gereksiz harcamalarda kişileri çıkmaza sokabiliyor. 

    Betül Kapucu

     
    • gencyazarlarklubu 23:45 on 27 Şubat 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Bu Abdulmecid kardeş “hızlı yaşa genç öl”tarzı yaşamış.25 kadınla evlenmek 49 çocuk yapmak nedir ya hangi biriyle ilgileneceksin. Bir tane kadının olsun ömürlük,güzel olsun ilaveten bir erkek birde kız çocuk.senin sayende ileride insanlar,böyle padisah bozuntularını kutsal saymayacaklar betülcüm.

      Liked by 1 kişi

      • betulkapucuu 01:38 on 28 Şubat 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

        Aslında günümüze bakıldığın da değişen birşey yok padişah ya da normal bir insanda bitmiyor ki iş zihniyet değişmeden durumun düzeliceği yok en basitinden sevgilinin bile yedeğini yapanlar varken eşinin yedeğinimi yapmıcaklar.

        Liked by 1 kişi

    • gencyazarlarklubu 14:30 on 28 Şubat 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla

      Padişah sadece bir örnek haklısın.Zihniyetin değişmesi icin “cok eslilik zihniyetini meşru kılan”cumhuriyet öncesi anlayışa ve su anki radikal dini yonelimlere tedbir almak gerekiyor.ama şu “yedek sevgili” mevzusu derin mevzu üç beş satırla anlatılmaz o 🙂

      Beğen

  • gencyazarlarklubu 12:15 on 27 February 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Şiir Koddur 

            char*lie;

    double time, me= !0xface,

    not; int rested, get, out;

    main(ly, die) char ly, **die ;{

    signed char lotte,
    dear; (char)lotte–;

    for(get= !me;; not){

    1 – out & out ;lie;{

    char lotte, my= dear,

    **let= !!me *!not+ ++die;

    (char*)(lie=

    “the gloves are off this time, i detest you, snot\n\0sed geek!”);

    do {not= *lie++ & 0xf00l* !me;

    #define love (char*)lie –

    love 1 *!(not= atoi(let

    [get -me?

    (char)lotte-
    (char)lotte: my- *love –

    ‘i’ – *love – ‘u’ –

    ‘i’ – (long) – 4 – ‘u’ ])- !!

    (time =out= ‘a’));} while( my – dear

    && ‘i’-1l -get- ‘a’); break;}}

    (char)*lie++;

    (char)*lie++, (char)*lie++; hell:0, (char)*lie;

    get *out* (short)ly -0-‘r’- get- ‘a’^rested;

    do {auto*eroticism,

    that; puts(*( out

    • ‘c’

    -(‘p’-‘s’) +die+ -2 ));}while(!”you’re at it”);
    for (*((char*)&lotte)^=

    (char)lotte; (love ly) [(char)++lotte+

    !!0xbabe];){ if (‘i’ -lie[ 2 +(char)lotte]){ ‘i’-1l ***die; }

    else{ if (‘i’ * get *out* (‘i’-1l **die[ 2 ])) *((char*)&lotte) -=

    ‘4’ – (‘i’-1l); not; for(get=!

    get; !out; (char)*lie & 0xd0- !not) return!!

    (char)lotte;}

    (char)lotte;

    do{ not* putchar(lie [out

    *!not* !!me +(char)lotte]);

    not; for(;!’a’;);}while(

    love (char*)lie);{

    register this; switch( (char)lie

    [(char)lotte] -1 *!out) {

    char*les, get= 0xff, my; case’ ‘:

    *((char*)&lotte) += 15; !not +(char)*lie*’s’;

    this +1+ not; default: 0xf +(char*)lie;}}}

    get – !out;

    if (not–)

    goto hell;

    exit( (char)lotte);}

    Samet ulgen

    Note_1: PROGRAMDA KAYIT BUTONUNA TIKLADIĞINIZDA TYPE MISMATCH IN EXPRESSION HATA MESAJINI İLE KARŞILAŞMANIZ DURUMUNDA İŞLETİM SİSTEMİNİZİN BÖLGESEL AYARLARINDA FARKLILIK VARDIR. SORUNU DÜZELTMEK İÇİN PROGRAMDAN ÇIKIN. BAŞLAT>>>DENETİM MASASI>>>BÖLGE VE DİL SEÇENEKLERİNİ SEÇİN. BÖLGESEL SEÇENEKLER SEKMESİNDE İKEN ÖZELLEŞTİR BUTONUNA TIKLAYIN. TARİH SEKMESİNİ SEÇİN. KISA TARİH BİÇİMİ gg.aa.yyyy  TARİH AYIRACI . UZUN TARİH BİÇİMİ gg aaaa yyyy gggg SEÇİP UYGULA TAMAM BUTONLARINI TIKLAYIN. PROGRAMI AÇTIĞINIZDA HATA VERMEYECEKTİR.
    Note_1:DIFFERENCE IN THE REGIONAL SETTINGS OF YOUR OPERATING SYSTEM IN ACCORDANCE WITH THE TYPE MISMATCH IN EXPRESSION ERROR MESSAGE BY CLICKING THE REGISTRATION BUTTON IN THE PROGRAM. PROGRAM FOR PROBLEM SOLVING. START >>> CONTROL PANEL >>> SELECT REGION AND LANGUAGE OPTIONS. CLICK ON THE CUSTOMIZED BUTTON IN THE REGIONAL OPTIONS TAB. SELECT DATE TAB. SHORT DATE FORMAT dd.aa.yyyy DATE SEPERATOR. LONG DATE FORMAT gg aaaa yyyy gggg CLICK HERE TO PERFECT COMPLETE BUTTONS. THE PROGRAM WILL NOT ERROR IN YOUR OPENING.

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
%d blogcu bunu beğendi: