Kadın-8

 Yine yağmur. Gerçi bahar yağmurlarını seviyor, camı açtı. Hava mis gibi de, saat kaç? 

 ” Dün keşke, keşke binmeseydim o arabaya.” Aslında her şey olağandı. Eylül içten içe sorunu biliyor. Yalnızlığa alışmış olması. Aynaya bakarken gülümsemesi, kendini güzel bulması ona göre değil. Gözlerine dikkat etti, hafif çekik. Sahi beni eğlenceli mi buldu? Dün Oktay hep kahkaha attı, espriler yaptı. Eylül’e göre daha rahattı. Sonrasında, Tunalı balıkçısında levrekleri beklerken, Eylül de onun neşesine katıldı. “Sek içmezsin herhalde, değil mi Eylül?” ” Ben rakı içmem ki, yani çok önceden denemiştim bir kere dayanamadım kustum.” Oktay abartısız, kahkahasını atarken Eylül de tutamadı kendini. Rakıyı da söylediler. 

 Caddenin tatlı telaşı, bahar kokusu, Oktay’ın kokusu, balığın lezzeti,rakının ince hazzı birbirine karıştı. Kocaman güzel bir şey oldu. Ne olduğunu Eylül de bilmiyor. O kadar çok şey konuşmuşlar, paylaşmışlardı ki iki saat içinde.. Eylül kendisine şaştı, sohbeti iyi miydi bu kadar? Bir ara konu ikisine geldi. ” Hiç aralarda çay falan içmez misin sen Eylül, seni aşağıda hiç göremiyorum.” ” Koridordaki kahve makinası işimi görüyor.” ” Dışardan çok soğuk görünüyorsun ve bence bunun farkındasın.” Eylül duruldu. ” Olabilir.” Oktay havadaki neşeyi bozduğuna pişman oldu, konuyu dağıtmak için bir şeyler düşündü ama sessizlik kaçınılmazdı. ” Kalksana, turlayalım biraz.” 

 Eylül ne ara Oktay’ın koluna girmişti. Alkolden etkilenip aciz bir şekilde sendeleme taklidi yaptığını sanacaktı adam. Eylül hep gururlu. Gereksiz bir gurur. Zaten iki dakika önce sendelemişti de. Oktay onun bu hallerini bilmiyor, hiçbir halini bilmiyor. 

 “Baksana herkes dışarıda.” “Evet.” Şimdi gel de kızın neşesini yerine getir tekrardan.  Yandaki bir grup genç sesli bir şekilde müzik açmış ellerinde içkileri dans ediyorlar. Saçları rastalı, çiçek çocukların yolundakilerden. 

Bir tanesi Eylül’ün elinden tuttu ve onu dansa davet etti. Eylül şaşırdı haliyle başta istemedi ama tüm grup çığlıklar alkışlarla gürültü yapınca karşı koyamadı. Oktay da şaşırmıştı, Eylül’ün kahkahalarını duymaya başlayınca durdu ve onu izledi. Kafesteki bir kuş. Zaman zaman kanat çırpıyor, çoğu zaman suskun. Hep kanat çırpsa ne güzel olur. 

 Eylül aralarından bir şekilde sıyrıldı ve Oktay’ın yanına geldi. “Çok ısrar ettiler, gençlerdeki bu enerjiyi seviyorum.” “Ben de.” Şimdi ne yapmalı, Eylül’e tekrar koluma girer misin diye soracak hali yok ya. Arabaya kadar sallana sallana yürüdüler.

 Biraz daha zaman geçirsek ya, bir teklifte daha mi bulunsam acaba diye düşünürken Eylül ” Geç oldu.” dedi ve her şey sonuçlandı.

 Evi dar bir sokakta , arabayı zar zor bir yer bulup da park etti ama şimdi de evin önünden uzaklaşmışlardı. ” Zahmet etme hemen yakın zaten yürürüm ben.” ” Olmaz.” Israr etmedi. 

 Yol boyunca konuşmadılar. “Burası, iyi geceler.” Sessizlik. Yine sessizlik. “Çok güzelsin Eylül.” “İyi geceler.” 

 Anahtar sesi, kapı sesi. Hemen pencereye koştu. Oktay arabaya binmek üzere. “Geri dönmemi mi bekledi acaba?” Kapı açma sesi, motor sesi. Oktay artık yok.

Eylül düşünmek istemiyor, yastığa başını dayamasıyla uyuması bir oldu.

Şebnem Işıksal