Updates from Haziran, 2017 Toggle Comment Threads | Tuş takımı kısayolları

  • gencyazarlarklubu 18:19 on 11 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Şamanizm, Simya ve Game of Thrones 2: Jon Snow 

    “Yolculuk bir öğrenme yöntemidir.” (Simyacı, Paulo Coelho)

    Game of Thrones müdavimleri şu meşhur repliği hemen anımsayacaklardır: “Hiçbir şey bilmiyorsun Jon Snow!” Dizide, nadir sayıdaki “iyi”ler arasına alabileceğimiz Jon, bunu hem Yabani sevdiceği Ygritte’ten, hem de “Kırmızı Kadın” Melissandre’den duyuyor. Peki kendi halinde bir adam olan kahramanımız neden hiçbir şey bilmiyor? Ve daha da önemlisi sonrasında ne öğreniyor? İsterseniz bu soruların peşine düşerek bir yolculuğa çıkalım. Aynen Jon Snow’un Gece Nöbeti’ne giderken yaptığı gibi. Ama uyarmam gerek: Her yolculuk bir dönüşümdür.

    Muhtemelen dizinin daha ilk bölümlerinde Jon Snow birçok izleyici tarafından hemen benimsenip sempatik bulunmuştur. Hafiften dışlanan üvey evlat olarak kendisine bir yol aramaktadır. Olayların gidişatı onu Gece Nöbeti denilen, insanlığı Duvar’ın ötesindeki tehlikelerden korumaya hayatlarını adamış topluluğa sürükler. Artık siyahlara bürünmüştür. Bu bir başlangıçtır. Zira “siyah” başlangıcı sembolize eder.  Mircea Eliade’nin belirttiği üzere:  “Tonkinli köylüler ‘siyah tunç, altının anasıdır’ derler.”

    Kahramanımız nöbete giderken idealist bir ruh hali içerisindedir. Ancak bir süre sonra ortamdan dolayı kendisini kandırılmış hisseder. Burası hiç de öyle beklediği gibi bir yer değildir. Tam bu amaçsız görevde kendini kaybedecekken Tyrion Lannister ona biraz akıl hocalığı yapar. Sonrasında Jon Snow’un nihayetinde bir tanrıya dönüşeceği o erginlenme süreci hız kazanır.

    Şimdi bu süreci daha iyi görebilmek için bir alıntıya bakalım.

    “Erginlenenin çektiği işkenceye, ölümüne ve dirilişine denk sayılan simya işlemleri sayesinde cevher dönüştürülür, yani aşkın bir varlık kipine kavuşur. ‘Altın’ olur.”

    Simyada maddenin yolculuğunu böyle anlatıyor Mircea Eliade. Jon Snow’un tecrübe ettiği gelişim, altına dönüşen kurşun ile ortak bir izleğe sahiptir. Gece Nöbeti sırasında Alliser Thorne’un Jon Snow’a tavrı buradaki işkence adımı olarak değerlendirilebilir. Ayrıca nöbetin işkenceye eşdeğer başka zorlukları da mevcuttur. Altın olmak yolundaki diğer adımlar olan ölmek ve dirilmek meselesine geçmeden önce Jon Snow’un yaşadığı bir başka erginlenme tecrübesine göz atmakta fayda var.

    Hiçbir şey bilmeyen Jon Snow’un bilgi ağacından tattığı, yasak elmayı bulduğu sahne bir mağarada geçiyor. Tahmin ettiğiniz üzere Ygritte ile olan cinsel deneyiminden bahsediyorum. Dizide o zamana kadar bu konuda deneyimi olmayan Jon Snow, Ygritte ile tek vücut olmuştur. Cinsellik doğanın döngüsünde önemli bir kavramdır. Kahramanımızın daha sonra yaşayacağı ölüm ve dirilme tecrübelerine benzer bir süreçtir.

    Olayın bir mağarada geçiyor olması anlamlıdır. Eliade’nin deyişiyle “Çömez mağaranın karanlığında erginlenir, sırları öğrenir.” Burada Ygritte’in bu mağarada beraber sonsuza dek kalabilmelerini dilemesi de sözünü etmeye değer bir konudur. Mağara verdiği güvenle bir ana rahmi gibidir karakterlerimiz için. Ancak ne var ki doğanın sonsuz döngüsüne karşı gelemeyip mağaradan çıkacaklar ve yeniden hayatın devinimine katılacaklardır.

    Gelelim daha sonra yaşanacak olan ölümle yüzleşme mevzularına. Beşinci sezonun sekizinci bölümü olan Hardhome dizinin en başarılı bölümlerinden birisi olarak kabul edilir. Jon Snow bu bölümde Tormund’la birlikte Yabanileri ikna etmek için Hardhome’a gider. Ancak burada Akgezenler ve onların hortlattığı ölüler ile bir savaşın ortasında bulur kendisini. Apar topar kayıklarla gemilere doğru kaçarlar. Suyun öte tarafında ölüler ve Akgezenler kalmıştır. Son sahnede Night King’in bir el hareketiyle ölüleri hortlatıp ayağa kaldırışı görülür. Bu sırada karşıda suyun üzerinde Jon Snow ve yanındakiler de olanları izlemektedir. Üzerine düşünüldüğünde buradaki ölümle yüzleşme metaforu açık bir şekilde görülmektedir.

    jon-snow-ust

    Ölümün karşısında durduğu bu sahne Jon Snow’un bir kahraman olma yolundaki önemli bir aşamadır. Zira Aziz Augustinus’un deyişiyle “İnsanın gerçek benliği ancak ölüm karşısında doğar.” Benzer bir durum Dostoyevski’nin meşhur idamdan kurtuluş olayında görülmektedir.

    Peki bu durumda Jon Snow’un gerçekten öldüğü anı nereye koymalı. Beşinci sezonun sonunda kahramanımız Gece Nöbeti’ndeki bazı yoldaşlarının ihanetine uğramış ve öldürülmüştü. Bir süre Jon Snow’un dirilip dirilmeyeceği ile ilgili epey geyik dönmüştü. Hatta bu konuda Kit Harrington’un çok eğlenceli bir anısı bile var.

    akgezen.jpg

    Neyse ki Jon Snow “Kırmızı Kadın” Melissandre tarafından bir takım ritüellerle diriltilip hayata geri döndürüldü. Melissandre’nin bir büyücü olarak kızıl saçlı olması, kırmızılar giyinmesi şaşırtıcı değildir. Zira; “Simyada, işlemin kusursuz bir şekilde tamamlandığını altın sarısı değil, kırmızı renk gösterir,” diyor Claus Priesner. Tabii ki Kırmızı Kadın Shireen Baratheon gibi bir çocuğun ve birçok masumun katili olarak tam bir kusursuzluk örneği sayılmaz. Ancak Jon Snow’u diriltmesinden anlaşılacağı üzere “aşkın” bir durumu da vardır.

    Jon’un daha önce bahsettiğimiz deneyimindeki partneri Ygritte de aynen Melissandre gibi kızıl saçlıdır. Beric Dondarrion’u ölümden döndüren Myr’li Toros da yine kırmızı renkle ilişkilidir. Bu karaktere Arya’nın söylediği dokunaklı sözleri nasıl unutabiliriz? “Başı olmayan bir adamı da geri getirebilir misin? Altı kez değil, bir sefer yeterli.”

    Kırmızının simgesel önemini bir kenara bırakıp Jon Snow’un ölümden geri gelmesine dönecek olursak burada bir tür amaç olduğu aşikârdır. Nedensiz bir şey değildir yaşanan. “Tanrının ve erginlenen adayın öldürülerek ikinci kez doğmasında da, Şaman olacak adayın ataları tarafından yenmesi ve yeniden doğmasında da aynı amaç ve mantık güdülmektedir.” Gülay Er Pasin tarafından yazılmış olan Vampirin Kültür Tarihi adlı eserden alınma bu satırlar olayı bir nebze olsun açıklığa kavuşturmaktadır. Bir tür dönüşüm, olgunlaşma ritüelidir ölüp dirilmek. Gnostiklerin ifadesiyle “tanrıyı bilmek” ya da daha aşina olduğumuz haliyle “Enel Hak!” durumudur. Birçok inanışta tanrıyı bilen aynı zamanda onunla bütünleşmiş sayılır. Eliade de simya simgeciliğinde bu “biliş” halinin öneminden bahsetmektedir. “Çoğu simyacının zihninde Filozof Taşının edinilmesi Tanrı’nın tam olarak bilinmesi anlamına gelir.” Yani Jon Snow bir anlamda ölüp dirilerek felsefe taşını bulmuş, felsefe taşı olmuştur.

    jon-snow.jpg

    Dolayısıyla artık Jon Snow “Hiçbir şey bilmiyorsun Jon Snow!” dedikleri adam değildir. En yüce bilgiye ulaşmış ve kusursuz olmuştur. Siyah tunç olarak başladığı yolculuğunu “altın” olarak tamamlamıştır.

    Bunun teyidini yine bir başka sahnede Tormund’un ağzından duyuyoruz. Ölümden dönen Jon Snow dışarı çıktığında yabaniler ona hayranlıkla bakmaktadır. Bunun üzerine Tormund, Snow’a şunu söyler: “Senin bir tür tanrı olduğunu düşünüyorlar.”

    Artık Jon Snow için kurallar geçerli değildir. İnsandan öte bir şey olduğu için “özgür”dür. Nitekim “Benim nöbetim bitti.” diyerek yeni bir aşamaya geçer. Kendini değiştirmiştir artık, sıra dünyayı değiştirmeye gelmiştir, ya da Westeros’u desek daha doğru olur sanırım.

    Son olarak Game of Thrones senaristlerinin olaya ezber bozan bir yaklaşımından bahsederek yazıyı bitirelim. Normalde mitolojide, destanlarda bir tanrı dirildiğinde bu onun yeryüzüne tekrar çıktığı anlamına gelir ve onun dirilmesiyle bahar mevsimine girilir, ortalık yeşillenir. Oysa Game of Thrones dizisinde Jon Snow’un dirilişinden ve Kıştepesi’ne varışından bir süre sonra uzun zamandır beklediğimiz o meşhur kışın geldiğini haber aldık.

    Bakalım önümüzdeki çetin kış neler getirecek? Yedinci sezonda öğreneceğiz diyerek umutla bekliyoruz.


    Kaynaklar:

    Demirciler ve Simyacılar, Mircea Eliade, Kabalcı Yayınevi, 2011.

    Simyadan Kimyaya, Claus Priesner, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2011.

    Vampirin Kültür Tarihi, Ayrıntı Yayınları, 2013.

     
  • gencyazarlarklubu 18:02 on 11 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Bence 

    polis-kadın-Hd-2013-Facebook-Kapak-Cover-Fotoğraflar-www.kapakresimleri.org-kopya.jpggülünçlüğünü kabullendim düşlerimin,
    ne güzel…
    dosta ihtiyacım yok artık,
    eski bir defter,
    kokusunu içime çektiğim toprak,
    biraz da yağmur,
    ki odam sevda kokar,
    hepsi bu kadar…

    Ferit Hayal
     
  • gencyazarlarklubu 17:53 on 11 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Öyle mi ? 

    huzun_125109502811.jpg

    Dünya özü zindandır
    Zindan neye lazımdı
    Gözyaşlarımız varsa
    Ünvan neye lazımdır

    Mahir Rehimov

     
  • gencyazarlarklubu 17:44 on 11 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Seni Aramak 

     

    maxresdefault.jpgİnsan seline kapılmış ,ben kayıp birini arıyorum tarifi zor biri kaybettiğim,

    benden kaçan biri beni benden doğurup yabancılaşan biri Şimdi her kuytuluk sen her yaprak seni hışırdar her su seni şırıldar her güneş seni ışıldar her şarkı seni bağırır seni

    ararım seni Sonra bir rakı masası bir dilim efkar Bir of şarkı, of Bir çift iç göz mavi ,deniz mavisi bir çift göz didikler şarkıdan arta kalan havada aslı duran sözleri Sokak

    sokak cadde, cadde Yol ,yol ararım seni zaman yolun da zaman sonsuzluk ikramlayacak alelacele düşledim dünya kurulacak önce mavi olcak

    herşey sonra evet sonra yeşil,beyaz,sarıya boyanacak bu kir pas silinip,yeniden renklenecek hayat seni ararım seni var olmayan insan tadında var olacak bir tablo gibi

    ağaç tam yerinde hatmi çiçekli kuşlaşmış gök sen ben yerli yerinde durmadığın gibi duracaksın biliyorum seni bir aramışım,bir aramışım senin sensizliğinde kaybolmuşum…

    Olgay Barış

     
  • gencyazarlarklubu 17:29 on 11 June 2017 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    Paradoks 

    adsc4b1z.png

    İnsanlığın iki problemi var; birincisi düşünmeden hareket etmek diğeri ise çok düşünüp hareket etmemek ya da edememek.

    Bu sistem bizlere şöyle bir paradoks getiriyor; ya olmasını istemediğimiz şeyler olmuyor ya da olmamasını istediğimiz şeyler oluyor. Bu iki durum, kişiyi, tatminsizliğe ve kuşkuya götürüyor fakat olmasını istediğimiz şeyin olması durumununda yine aynı tepkiyi veriyoruz. Yine mutsuz oluyoruz çünkü bu kez de ulaştığımız zirveden, ki bu zirve madden, manen, duygusal vs. herhangi bir şey olabilir, düşmekten endişe duyuyoruz ve içinde bulunduğumuz durumdan an be an geriye gidiyoruz.

    Peki bu paradokstan çıkmak için ne yapmalı?

    Elimizdeki seçeneklerden biri hayalini kurduğumuz mutlak zirvenin asla elimize geçmeyeceğini kabullenmeye çalışmak olabilir fakat bu pek kolay bir durum değildir, hem aniden kendimizi içerisinde bulacağımız hayal kırıklığını hazmetmenin zorluğundan hem de Murphy Yasaları gereği arzu duyduğumuz bu fenomenlerin her zaman ve öyle ya da böyle karşımıza çıkacağından.

    Diğer seçenek ise zirveyi kovalamaktan vazgeçmemek ve içinde bulunduğumuz anı olabildiğince değerlendirmektir. Aslında bu bir hayli idealist ve iradeli bir karar gibi duruyor fakat içinde bulunduğumuz konum bir süre sonra zirve gibi gelecek ve ona ulaştığımız düşüncesine, alışkanlığına, bağımlılığına dönüşecektir böylece ya zirveden kopma endişesiyle büyü bozulacak ya da zirvenin kendisi sizi hayal kırıklığına uğratacak ve büyü bozulacak.

    Diğer seçenek ying-yang olabilir. Her pozitif durumun içinde negatif ve her negatif durumun içinde pozitif bir durumun olduğunu kabul etmemiz ve buna alışmamız gerektiğinin farkına varmamız gerekiyor. Yani alacağımız her karar beraberinde iyi ya da kötü sonuçlarıyla beraber gelecek ve bunlara katlanmak zorundayız. Olay bu kadar basit deyip işin içinden çıkabiliriz. Fakat bu konu üzerinde düşününce de gelecek sorunların sonuçlarını kestiremediğimiz için adımlarımız ilerlemeyi reddediyor.

    Öyleyse, zirveye nasıl ulaşacağız ve zirvenin doğruluğundan yahut kaybolmayacağından nasıl emin olup endişe duymaksızın anın tadını çıkaracağız? 

    Diğer taraftan, her şeyden emin olmak mı gerek diye bir soru beliriyor zihnimde. Bu kadar septik takılmak belki de başlı başına tek sorun.

    Sanırım ben var olmayı istemiyorum ya da düşünmeden var olmayı istiyorum zira düşünmemek rahat ve bir o kadar da huzurlu.

    Sevgiyle Kalın.

    Oğuz Terlemez

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
En üste git
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
%d blogcu bunu beğendi: