Sahibine Ulaşmamış Bir Mektup

ah_guzel_ist-702x459.jpg

“AL SAZINI SEVDİCEĞİM, ŞEN HEVESİNLE, ÇAL, SÖYLE O ŞARKIYI, SEVDALI SESİNLE…”

Sizi çok uzak zamanlardan bu yana tanıyorum Sadri Bey. Sanıyorum, bende kalan ilk görüntüleriniz, Turist Ömer filmlerinize ilişkin. Üzerinizde, genellikle desenli, yakası -bağrı açık gömlek, açık renk pantolon ve başınızda, kenarı eğri, hatta size küçük gelen bir şapka, yüzünüzde, incecik bıyığınızın altına yapışmış o gülümsemeniz. Eliniz, yüzünüzün ortasında, şapkanızın ucuna dikey, meşhur selamınız.

Kıyıda köşede kalmış, görüntüde hep kaybetmeye mahkum olanların, ama sonunda, hep ummadıkları kadar mutlu olmaları kaçınılmaz sıradan insanların, bilinen öykülerinin alçak gönüllü kahramanıydınız. Benzer bir kaybedeni, asfalt Osman’ı canlandırdığınız,” Serseriler Kralı” filminde, iki ayrı mahalle takımının maçında, hakem bulunmaması nedeni ile, golünüz, karşı takımın itirazı ile sayılmayınca, hemen sonrasında attığınız golün kabul edilmesi için, kendinizi paralarcasına dillendirdiğiniz, “bu da mı gol değil, ha, bu da mı gol değil?” repliğini bugün bile hatırlarız.

Bazı filmlerinizde, şarkıcı olurdunuz, sesinize çok yakışan, genellikle dert yüklü şarkılar söylerdiniz: Sevdiğiniz, ama sevilmediğiniz, hatta, kaderin acıklı bir cilvesi ile, en yakın arkadaşınızı seven esas kızı düşünürken, kendinizi sokaklara vurduğunuzdaki şarkı, “ Şarkılar seni söyler” veya, yıllar önce sizi aldattığını sanarak, nefret ettiğiniz, fakat, ama, heyhat, aslında sizi hiç aldatmamış eski eşinizi anarken söylediğiniz, “Ben seni unutmak için sevmedim…”

ahgüzelistanbul-300x196@2x.jpg

Ama benim için en unutulmaz filminiz, “Ah Güzel İstanbul” ve o filmle özdeşleşmiş şarkı:” Al sazını sevdiceğim, şen hevesinle…” o filmde, orta yaşı aşmaya yüz tutmuş, ailesi eskiden zengin, şimdi yoksul, çalışmaktan hoşlanmayan,görmüş geçirmiş İstanbul beyefendisi Haşmet İbriktaroğlu’ydunuz. Ünlü olmanın hevesi ile, köyünden gelip, İstanbul’da şaşkınca kal kalmış, saf kıza kol kanat gererken, beklenmedik bir sevdaya tutuluyordunuz. Bir tarafta, hayal ettiği yaşama doğru gitmeye can atarken, Haşmet’in ilgisini ve derinliğini fark etmekten çok uzak Ayşe , bir tarafta, geçmişte sahip olduğu, hızla ellerinden kayıp gitmiş maddi-manevi değerlerini özleyen, karamsar, yılgın Haşmet, bir tepeden, İstanbul manzarasını izlerler. Uzaklardan bir vapur geçer sessizce, sanki Haşmet’in tüm değerleri ve özlediklerini de yüklenmiştir o vapur ve fonda o şarkı çalar, “ Al sazını sevdiceğim…” Ne güzeldir o sahne…

İyi bir tiyatro oyuncusu olduğunuzu ve edebiyatla, özellikle şiirle iç içe olduğunuzu biliyordum, eşinize hep tutkun olduğunuzu da. Yıllar sonra, bir romana, ailece konu olacağınızı ise, hiç kimse bilmiyordu. Sizinle bir romanda karşılaşmak güzeldi Sadri Bey. Sanırım, kitabın yazarı da yazarken keyif almıştır. belki de sizi yakından tanıyarak gözlemleme, hatta derin akşam sohbetleri paylaşma fırsatı da bulmuştur, kim bilir?

Sinema, tiyatro, edebiyat, bir ihtimal resim, fotoğraf ne çok, ne renkli ilgi alanlarından beslenmişsiniz. Canlandırdığınız karakterlerin bu kadar sahici gibi durması, insanların sizi hep, o karakterler gibi, alçak gönüllü, içten, iyi ve renkli biri olarak benimsemesi , hep birikimlerinizden kaynaklanmaktaydı.
Şimdilerde, insanların ünlü olması, an meselesi Sadri Bey. Andy Warhol’un dediği gibi, herkes, on beş dakikalığına meşhur olabiliyor günümüzde. Öyle ki, hiç tanımadığımız birinin adının önüne,” ünlü” kelimesi konduruluveriyor ve hangi yeteneği ile ünlü olarak kabul edildiğini merak bile etmiyoruz. Sizin zamanınızdaki gibi, yeteneğin, birikimle desteklendiği, bir kabul edilme durumu yok ortada maalesef.
Benim gibilere de, size ve temsilcisi olduğunuz değerlere dair, giderilmesi zor- hatta giderek olanaksız- özlemler duymak düşüyor.

Ama emin olun, bu gol, Sadri Bey. En güzelinden hem de…

Işıklar içinde yatın.

Öznur Eren Kanarya