Adaletle İlgili Kaçırılmaması Gereken 5 Film

adalet-27.jpg

1.Ox-Bow Olayı / The Ox-Bow Incident (1943)

Yönetmen William A. Wellman’ın elinden çıkmış 1943 yapımı bir western klasiği olan “Ox-Bow Olayı”, kışkırtılmış bir kitlenin masum olup olmadıklarıyla ilgilenmedikleri sanıkları linç etmeye çalışmasını anlatır. Bir söylentiyle ayaklanan kasaba halkı katil olarak yaftaladıkları üç adamı yakalayıp linç etmek için harekete geçerler. Hatta şerif yardımcısı bile onlara katılmıştır! Ancak aralarındaki iki kovboy diğerlerinden farklı olarak bu yapılanın meşruluğundan şüphe duymaktadırlar.
Az bir mekan sayısına sahip olsa da film başından sonuna gerilim içinde izleniyor. Kurbanlar, kendilerini savcı yerine koyan cellatlar ve ‘iki arada bir derede’ kalmış azınlıklar arasında geçen hikaye adaletin tatmin edemediği durumların insanların içindeki linç duygularını nasıl da körü körüne yönlendirdiğini çok güzel anlatır. Sorgulamadan haklı olduklarına kanaat getirmişlerdir ve onları sadece suçluları ‘öldürmek’ rahatlatacaktır!
Henry Fonda’nın azınlıktaki kovboylardan birini canlandırdığı film, alışıldık vahşi batı filmlerinden biri değildir. Gereğinden az ilgi görmüş şahane bir başyapıttır aslında. (7+)

the-ox-bow-incident.jpg

2. 12 Öfkeli Adam / 12 Angry Men (1957)

Önyargı üzerine yapılmış en müthiş filmdir “12 Öfkeli Adam”. Amerikan hukuk sisteminde belirleyici bir öneme sahip olan jüri sistemini merkezine alır. Film bir cinayet davasında jüri koltuğuna oturmuş birbirinden çok farklı fikir ve konumlarda bulunan oniki sıradan adamın saatlerce süren jüri toplantısına odaklanır. Kamera bu odanın içindedir sürekli ama izleyici bir an bile sıkılmaz. Oldukça çabuk ve kolay geçeceğine inanılan oylama 8 numaralı jüri tarafından sürüncemeye çekilir. Çünkü o, mahkeme salonunda dinlediklerine ve sunulan tüm kanıtlara rağmen zanlının cinayeti işlemiş olduğuna ikna olamamıştır. Diğerleri kararlarını vermiştir ama onun kafasında cevap bulamadığı sorular vardır. Sisteme göreyse oniki jürinin tamamı aynı fikirde olmalıdır. 8 numaranın şüphesi ve her şeye rağmen muhalefetiyle büyük bir tartışma başlar.
Amerikan sinemasının üstatlarından Sidney Lumet’nin “12 Öfkeli Adam”ı sinema tarihinin en iyi tek mekanda geçen filmlerinden hatta belki de en iyisidir. Henry Fonda’nın canlandırdığı 8 numaralı jüri ise sinema tarihinin en vicdanlı kahramanlarından biri olabilir rahatlıkla.
Eğer hâlâ izlemediyseniz bu klasiği mutlaka izleyin. (7+)

12-angry-men.jpg

3. Bir Cinayetin Tahlili / Anatomy of a Murder (1959)

Hollywood’un çok iyi eserler çıkardığı ve adalet kavramının genlerine inebilmeye olanak sağlayan bir tür olan ‘mahkeme filmleri’nin kuşkusuz en iyilerinden biridir Otto Preminger’in yönettiği 1959 yapımı “Bir Cinayetin Tahlili”. Daha önce 10 yıllık bir süre boyunca bölge savcılığında görev almış olmasına rağmen bir şekilde orada barındırılmamış ve mecburen bir küçük kasaba avukatı olarak kariyerini sürdürmek zorunda kalmıştır Paul Biegler. Çok ses getirecek sansasyonel bir davayı biraz da eski çalıştığı insanlarla karşı karşıya gelmek adına kabul eder…
Sanık Teğmen Frederick Manion, eşine tecavüz eden bar işletmecisi Quill’i öldürmek suçuyla yargılanacaktır. Frederick ukala bir adamdır ve karısına tecavüz eden adamı aynı akşam tanıkların huzurunda vurarak öldürmüştür. Biegler için zor bir davadır. Özellikle de Ferederick’in fazla fiyakalı olan karısı Laura Manion ile tanıştığında bu daha da netleşir. Avukat, Laura Manion’ı bir kurban olarak göstermek, Frederick’in cinayetini de anlık bir öfke patlamasına ve ağır tahrike bağlayabilmek için epey uğraşır.
Bu mahkeme filmlerinin başyapıtlarından biri olan film tam 7 dalda Oscar’a aday gösterilmiş olsa da ünlü “Ben-Hur”un senesine denk gelmesi nedeniyle hiçbirini alamamış, hepsini de “Ben-Hur”a kaptırmıştı… (7+)

bir-cinayetin-tahlili.jpg

4. Rüzgarın Mirası / Inherit The Wind (1960)

1920’lerin ortasında Amerika’nın güneyinde küçük bir kasabada, kilisenin rahibi ve yandaşları bir isyan başlatırlar. Kurdukları baskıyla kasabanın okulunda öğrencilerine Darwin’in evrim teorisini anlatan genç öğretmen Bertram’ı şerife tutuklatırlar. Halk da bu kararı destekler. Büyük bir ulusal gazete bunu haber yapınca olay giderek büyür. Geçmişte başkanlığa adaylığını da koymuş çok ünlü bir savcı bu davanın savunucusu olarak kasabaya törenler eşliğinde giriş yapar. Bu ilginç davayı takip eden büyük bir gazetede, Bertram’ı savunması için ülkenin en inatçı avukatlarından biri olarak nam salmış bir avukatı tutar. Böylelikle Henry Drummond adlı bu avukat yaklaşık 40 derece yaz sıcağında evrim teorisinin okunması ve okutulmasının kişisel özgürlük kapsamına girdiğini bütün bir kasabaya ve dolayısıyla bütün ülkeye kanıtlamak için ter döker.
Gerçek bir olaydan sahnelenen tiyatro oyunundan uyarlanan filmde Spencer Tracy unutulmaz bir performans gösterir. Günümüz Türkiye’sinde de hâlâ tartışılan bu vakayı 1920’lerde halletmiş bir toplumun tartışmalarından belki biraz ders alırlar bazı kişiler izleseler! (7+)

inherit-the-wind

5. Bülbülü Öldürmek / To Kill A Mockingbird (1962)

Amerikan edebiyatında güney topraklarının benzersiz bir sihri var. Kendisi de bir güneyli olan yazar Harper Lee’nin 9 milyondan fazla satan kitabı da bu benzersiz ve unutulmaz hikayelerden birini anlatmaktaydı. Bir adaletsizlik ve yaş dönümü öyküsüyle başa baş giden bu hikaye (Siyah bir adam, beyaz bir kadın tarafından tecavüzle suçlanır ve dul bir avukat onun savunmasını üstlenir) öylesine şiddet karşıtıydı ki, şiddeti abartarak insanları şiddetten soğutacağını düşünen ama tam tersine onu daha da körükleyen Hollywood’lu yapımcıların, yazarı film haklarını satması için ikna etmesi epey zor olmuştu.
Görünüşünün aksine film tamamen bir mahkeme dramı değil. Evet, çekimleri 3 hafta alan hayli uzun bir duruşma sahnesine sahip; ancak öykünün hem iki küçük çocuğun bakış açısından anlatılması hem de çocukluk korkularına geniş yer ayrılması, nirengi noktalarının da çok farklı konumlara yerleşmesini sağlıyor. Mükemmel siyah-beyaz sinematografisi, tümü deneyimsiz çocuk oyuncuların doğaçlamaya kayan (onlara nasıl rol yapmaları gerektiği söylenmemiş) şaşırtıcı performansları ve Robert Duvall’ın on saniyede on binlerce şey söyleyen diyalogsuz ilk rolü, her sinemaseverin görmesi gereken cevherlerin sadece bir kısmı. (7+)

bulbulu_oldurmek.jpeg