Temmuz 22

Juana

                  Kadın olarak düşünebilme cesareti, yalnızca bugünün sorunu değildi. Bir zamanlar manastıra çok uygun düşünemeyen kadınlar yaşarmış. Gündelik mutfak işlerinin dışına çıkmaya cesaret eden kadınlar yazmak için girişimlerde bulunuyordu. Bu yazma eylemine kalkışma yeterince anlaşılamaz bir mesele olmasının yanında bazı kadınlar, bir de güzel yazıyordu. Bu gerçekten tartışılmaya kapalı bir durum olarak görülmek zorundaydı. Avinalı Teresa gibi Juana da evlilik gereklerinden kurtulmak için rahibe olmayı tercih etmişti.

Meksika kökenli, Juana Cruz, şair ve rahibe olarak bilinir. Kadınların bağımsız olması gerektiği meselelerinde öncü bir rol oynamıştır. Evlilikten kaçmak için rahibe olan Juana, manastıra uyum sağlayamıyordu. Kafası erkek beynine sahip olabilir, gibi tartışmalara neden oluyordu. Aslında kusursuz yemek hazırlayabiliyordu. Buna göre neden düşünmek istiyordu? Etrafında bulunan insanlar bu durumu sorgularken, Juana onlara cevap veriyordu;

‘’Biz kadınlar mutfak felsefesi dışında ne bilebiliriz ki?’’

Rahip Gaspar de Astete, Hristiyan bir kadının yazmayı bilmesi gerekmez, bu onun kendi hayatına zarar verebilir, diye kendisini sık sık uyarıyordu. Juana tüm bunlara rağmen yazmaya devam etmişti.

Rahibe Teresa gibi Juana da yazmaya cüret etmesi yetmezmiş gibi bir de iyi yazıyordu.

Farklı zamanlarda yaşayan ve aynı coğrafi toprakları paylaşan bu iki kadın dünyanın hor görülen tüm kadınlarını savunurcasına yazmaya, pasif bir direniş göstermeye devam ediyorlardı.  Bazı cesaret gösterilerinin kaçınılmaz sonları da vardı. Juana’da tıpkı Teresa gibi Engizisyon tehdidi yaşamak zorunda kalacaktı. Kilise, her ikisini de ilahi gücü terk ederek, insanlara seslendiği için fazla sorguladıkları ve az itaat ettikleri gerekçesiyle suçlu bulacaktı.

Herhangi bir zaman diliminde yaşanan sorunların sadece kahramanları değişiyordu. Kadın olarak düşünmek ve bunları yazarak kalıcı kılma arzusu bu iki insanın hayatında hiç değişmeyecek kötü tarih anılarına dönüşecekti.

Juana da diğer kadınlar gibi kendini ifade etme biçimini her zaman savundu ve yaptığı tüm o direniş belki de bugün için her kadına birey olarak, kendi mücadelesini vermek adına yeni kapılar açabilecek hikâyeler doğurabilecektir. Juana, yanlış zaman içerisinde, yanlış insanların arasında dünya ’ya gelen binlerce kadından sadece bir tanesi olarak hayatlarımıza kalıcı izler bırakıyor.

Suçunu kabul etmesi için pişmanlık beyanını imzalaması beklenirken, Juana, mürekkep yerine kendi kanını kullanıyor ve beyanı imzalıyor. Sonsuza kadar sessiz kalacağına yemin ediyor ve sessizce ölüyor. Juana sessiz bir ölüme başlarken dahi, kendi haklı duruşundan hiç vazgeçmemiş. Pişmanlık dolu bu belgeyi kendi kanı ile mühürlemesi oldukça dramatik ve gerçekçi bir karşı duruş göstergesi olacak var olacak.

Merve Balcıoğlu