Temmuz 30

Kadının Adı Yok

                         Şebnem İşigüzel ”Kadının Hala Adı Yok Roman Ödülünü” aldı , kitabı henüz okumamış olmanın ezikliği çöktü içime ve hemen alıp okudum.
 O kadar çok yerin altını çizdim ki demek duygularımız aynıymış diyorum aslında  bütün kadınların duyguları aynı değil mi? Çalışmıyor olmam evin bütün sorumluluğu ve işini benim yapacağım anlamına gelmez – en azından kirli çamaşırlarını kirli sepetine atabilirsin- anne olunca çocuğun bütün sorumluluğunu ben almak zorunda değilim -gece ağladığında sen de kalkıp bakabilir boklu kıçını yıkayabilirsin-
Geceleri dışarı çıkıp istediğim saatte eve gelme hakkım da var aynı erkekler gibi ,bu hak ayda yılda bir değil benim canımın istediği kadar olmalı.Çalışmıyor olman evin ,eşinin ve çocuğun kölesi olduğun anlamına gelmez.
Çalışıyorsan da iş hayatında erkeklerle eşit yükselebilme hakkına sahip olmalısın ,kadın olmam bir işi kolay elde edebilme hakkımı getirmez ya da o görevi haketmediğim anlamına da gelmez.
Duygu Asena diyor ki ;önce kendi paranı kazan kimseye bağımlı kalma sonra da özgür bir kadın olarak kendi isteklerinden vazgeçmeden topluma ve erkeklere karşı başın dik bir yaşam mücadelesi ver .Dünyaya bir kere geliyoruz ve bize dayatılanlarla yaşamak zorunda değiliz.
”Patlatıyorlar,vuruyorlar,kırıyorlar.Ve hiçbirimiz hiçbir şey yapamıyoruz.
Annemi düşündüm , her gittiği yerden eve koşa koşa ,kanter içinde gelişini, üstüne bir şey alabilmesi için babama yalvar yakar oluşunu..Babam dövmüyor…evet…ama o yüzünün ifadesi dayaktan beter…Hepimiz onun elinde esiriz…evet.onun parası var”
”Romanlar,öyküler…Biri kız biri oğlan iki çocuklu aileler..Mutfakta kek pişiren mutlu anneler,evrak çantalı ,otomobilli babalar…
Fügen’ler, Günseli’ler…Şişko bedenleriyle ,saçı başı dağılmış çocuk peşinde koşan kadınlar ,evrak çantalı kocalar, yüzü gözü morarmış kadınlar, çılgın sevişmeler , karşılıklı orgazmlar..
Masallar,Romanlar…Filmler…Dört duvar arasında mutluluk simgesi kadınlar,donuk bakışlı, gülümsemesiz anneler…”
”Çünkü içimden söylediklerim çok doğru ,çok tatlı, dışımın böylesine sahtekar olmasına dayanamıyorum”
”Evlenir evlenmez ,o adamın ilerde bir yabancı olacağını bilmeden ,o adamın bir gün gelip , o sevdiğin ,tanıdığın adam olmayabileceğini bilemeden, bir gün ondan ayrılabileceğini düşünmeden bir çocuk yapmak gerektiğini sanıyordum.Bize öyle öğretmişlerdi çünkü.Kadının en kutsal ve görevi analıktır”
”Sinirim geçti artık ,çöktüm..Ağlamak ,yalnızca ağlamak geliyor içimden.Ama ağlamayı sona bırakmalıyım ,çünkü ağlarsam konuşamam.Öyle mahsunum ki .Kırgın,yıkılmış.Ve bu adam benim hiçbir dediğimi anlayamaz artık”
”Bir,arkadaşlarım,iki ,bankadaki hesabım…Bazı şeyler gerçekten gerekli insana”
İnsanın özgür olabilmesi için,bağlı olduğu ya da ona bağlı olan bir kedi bile olamamalı mı yaşamında…Sevmek mi insanı bağlı kılan ? Acımak mı insanı sinirlendiren?Kısıtlanmak mı insanı sevgisizliğe iten?Özgür ve bağımsız olmak için ,bir canlı ,bir tek canlı bile olmamalı mı insanın yaşamında? Özgürlüğün bedeli bu mu? Bu yalnızlık mı?
”Sorunlarını çöz ,çözme.Bu senin problemin, benim değil.Bu sensin.İster çözersin ,ister çözmezsin ,ama ben kendi sorunlarımı çözerim ve çözemeyenleri de, kendim çözdükçe,beğenmem ,sevmem”
”Aşkı ,seksi,dostluğu birlikte istiyorum,tutkuyu da heyecanı da ,yalnız bir tanesi olmuyor.Yalnız biri olunca , öteki olmayan şey önem kazanıyor,onu aramaya başlıyorsun …Peki ya aşkı birinde ,seksi ötekinde,dostluğu da diğerinde bulursan…Hayır üçü bir yerde olacak,olacak.Neden biz aşka bu kadar düşkünüz neden?
Esra Ertuğrul