Ağustos 07

Etiketler

Yağmurun Elleri

            Yağmurun yağmasıyla birçok dize ve cümle başlayabilirdi. Biz de ‘yağmur yağıyordu’ diye başlamalıydık satırlara. Kargaların sesleri birbirine karışıyordu..Çok iyi kuşlar olmasalar da onlar da birer kuştu, onlar da şarkı söylerdi. (Birkaç küçük parmağın mürekkebe dokunuşuydu bu satırlar ve sivrisinekler öldürülmemeliydi.)Dinlerdik. Sonra bir anda ağustos böcekleri gibi giderlerdi. Zamanında sizi bıktıran o sesin bittiğinin, sizi bırakıp gittiğinin ya da terk ettiğinin (bu gitmelerin ne çok adı var) farkına varmazdınız, varamazdınız. Göbek adı alışkanlıktı rüzgarla gelenin. Fakat ondan kurtulduğunuz gibi kurtulamıyordunuz alışkanlıklarınızdan. Her şeyin bir anda olup biteceğini sanırdık fakat hiç öyle olmazdı. Biz alışamadık, zamanın oyunlarına..

20150927163657
Öyle şatafatlı, rengarenk ve parlak insanlar değildik; plastik değildik. (Burada parmaklar içe döner; bu mürekkep aklımdan mı yoksa kalbimden mi bulaştı ellerime..?) Soluk, kasvetli, karanlık bir havamız da yoktu; ciğerimize çektiğimiz temiz havaydı. Takım elbiseli beyaz yakalılar kısmına da pek alışamamıştık. Onlarınsa bizlere alışma gibi bir çabası hiç olmamıştı.(Parmaklar bükülür, parmaklar ne çok iş yapabiliyor böyle; şaşırıyorum.) Taşradan da değildik, ekmeğimizi topraktan çıkarmıyorduk. Öyle olsaydı toprak kokardı ellerimiz; yağmur diye başladığımız satırlardan romantizm değil bereket akardı. (Beceriksiz parmaklar da vardı, rahatsız ediyor bu havada insanı…) Apartman ruhlu insanlardık biz. Alışılmış tabiriyle üç oda bir salondu kalplerimiz. Fakat bazı içe alınmamış balkon ve pencerelerimiz başka dünyalara açılırdı da mest olurdu zihinlerimiz. Öyle gün boyu güneş almazdık bir kere. Ya çok sıcak ya çok soğuk, koridorlar eser… Yine de yaşamalıydık. Yağmur yağınca, düzelirdi zaten her şey.Kabul edelim ki anlam akışı buradan sonra devam etmeyecek. Çünkü bölündüm. (Neden en çok parmaklar yara bere içinde kalır?) Bölünen devletlerin kaçınılmaz sonlarından ben de kaçamadım. Bir iç savaş çıktı, içimde. (İçim tam olarak neresi?) Bu savaşta okçular birer Eros değil. Mehter marşı edasıyla fırtınalar da kopmuyor. Bu sessiz ,durgun… Bu sanırım bir soğuk savaş. (Şu yaz sıcağında da içimizi nasıl ferahlatıyor bir bilseniz…)
Toparlanamıyoruz. Bir şeyler sürekli dağınık kalıyor ya da eksik. Parçalanmış değil ,etrafta kırık dökük bir şey yok görünürde, fakat karanlıkta, hiç beklemediğimiz bir anda, hiç beklemediğimiz bir şeyle karşılaşmaktan korkuyoruz. (Eller titrerken parmaklar da korkmalı mı?) Kimse ne yapacağını bilmiyor. Hayat böyle anlardan zevk mi alır? Kızıyorum; anlaşamıyoruz yağmurla. Tasarılarıma göre yazının bu kısmından sonra küçük çaplı bir devlet sorununu açıklığa kavuşturmamız gerekiyordu. Fakat bazen, çokça bazen evdeki hesap çarşıya uymuyordu. Çocuktuk.
Çocukça şeyler yapıp büyük sorumluluklar altına girmiştik. İnsandık; hata yapmak insanlık şöhretimizin sonsuz kaynağıydı. Alkışları da ne çok severdik. Oysa birbirimizi alkışlayıp durmamızın bu anlamsızlığını bir tek parmaklar fark etmişti…
Yağmurun yağmasıyla birçok dize ve cümle son bulabilirdi. ‘Yağmur yağıyordu’, gökyüzünü yıldızların ve mahallenin büyük abilerinin dağıtamayacağı bir kasvet kaplamıştı. Yağmur yağmalıydı.

Aslı TEKİN