Fotoğraf,Komiser ve Das Kapital Hikayesi

“1978 model Zenith marka bir rus yapımı makineye, ingiliz malı 400 ASA illford siyah beyaz makara filmi takılır mı kardeşim.! “…. hikayesidir bu.

Evet; her hafta sonu iki günlüğüne gittiğimiz İFSAK fotoğraf seminerlerindeki hocamız Ara Güler bizlere böyle buyurmuştu. O film alınacaktı.! Üstada hayır demek ne mümkündü. Üstelik ne haddimizeydi.

1980’lerin ortasıydı. Üniversite son sınıftaki iki kafadar, cep harçlıklarından arttırdıkları parayla bir hobi edinmişler ve iki şehir arasındaki 200 km.lik yola aldırmadan her hafta sonu İstanbul’a, fotoğrafçılık öğrenmeye geliyorlardı. O yıllar iki üç kitap alıp okuyacağız diye otobüse binmeyip, yürümekten tabanlarımızın şiştiği yıllardı.

Adeta nefesimizi tutarak dinlediğimiz Üstad derste, “karanlıkta mum ışığında iyi portre yakalamayı kim becerecek bakalım” demiş ve o makara filmi şart koşmuştu.

“Doğubank” denen binanın arkalarında, tarif edilen yere gittik. Labirent gibi, köhne binaların arasındaki karanlık daracık yollardan geçip, dehlize açılan bir sahanlığa çıktık. Etrafta boyumuzun iki katı yüksekliğinde yüzlerce pioneer ve sansui oto teybi vardı. Pis sakallı herif, önce parayı aldı ve bu yığının arkasından bize iki makara film getirdi, hiç konuşmadan.

Korkarak, geldiğimiz yoldan hızlı hızlı arka sokağa çıkmıştık ki, adamın teki Engin’in bileğine yapışıverdi. “Yürüyün karakola”.!

Cağaloğlu karakolu, eskimiş ahşap ve büyük camlı kapıları olan, yaz olmasına rağmen içi serin yüksek tavanlı bir binaydı.

“İşe bak” dedim Engin’e. “Devlet baba 12 eylül döneminde bize kitap okutmazdı, şimdi de yüzlerce kaçak teybi görmeyip, iki kare resim çekmemize bile izin vermiyor”.

Tahtaları kurtlanmış bankta üç saat kadar bekledikten sonra, emekliliğine çeyrek kalmış bir komiserin yanına alındık. Sanki kötü bir şey yapmış gibi anlatıyorduk başımıza gelenleri. Fotoğraf kursu, makara film, arka sokak vesaire….

Adam kimliklerimizi ve kurs belgelerimizi alıp uzun uzun kontrol ettikten sonra, gülerek “haydi evinize gidin, merak ederler sizi” dedi.

…..

…..

Pek sevmiştik tonton komiseri. Çıkarken, “buralara yolunuz düşerse, gelin uğrayın oğlum” demesi tuhaftı ya, neyse.!

Aynı mekandan film almak için bir sonraki gelişimizde, önce komiser amcaya uğrayıp derdimizi anlatıyor, sonra o suratsız herifin yanına kasıla kasıla gidiyorduk. Üstelik koltuğumuzun altındaki Cumhuriyet gazetesine gizlenememiş, “Das Kapital” kitabı ile…

Siyah beyaz bir mutluluktu bu.

Eda Kayalık